Çilek Tarlasından Gelen Adam

0 yorum
Müjde Ar beğendiğim sanatçılardan. Gerçi NTV'de sunduğu programı izliyor değilim (TV ile pek aram yok) ama kendisine verilen hapis cezası sayesinde iyi bir şeyi kaçırmış olduğumu anladım. Olay şöyle:

Milli Eğitim Müdürü İbrahim Ceylan'a, televizyon programında "Hangi tarlada yetişiyor bu müdürler" diyerek hakaret ettiği iddiasıyla yargılanan Müjde Ar, 11 ay 20 gün hapis cezasına çarptırıldı. Ar'ın cezası 5 yıl ertelendi. Müdür Ceylan, öğrencilerin okul çantaları, araç ve gereçlerinde kullanılan yabancı hayali kahramanları müstehcen bulmuş ve yerine Nasreddin Hoca, Keloğlan gibi Türk milli kahramanlarının figür ve resimlerinin kullanılması için çalışmalar yaptıklarını söylemişti.

Diyanet Sigarayı Haram İlan Etsin

0 yorum
keyifle cigarasini tutturen kiz
Nihayet mutlu bir haber: Avustralyalı Profesör Simon Chapman sigara filtresinde domuz kanından alınan hemoglobin kullanıldığını açıkladı:

Domuz yemeyen Müslüman ve Museviler bunu bilmeli. Firmalar ticari sır nedeniyle sigaradaki katkı maddelerini açıklamıyor.

Türk basınına yansıyan bu haberi okuyan Sigarayla Savaş Vakfı Onursal Başkanı Orhan Kural, "Müslümanlar sigarayı bırakmalı, Diyanet sigarayı haram ilan etmeli," dedi. Kural'ın kampanyasına yürekten katılıyorum. Gerçi mantığında birazcık hata var, zira filtreli sigarayı yasaklamak Yaradan'a karşı işlenmiş bu affedilmez suçu önlemeye yeterli ama olsun. Yutulmayan hemoglobinin nasıl küfür olduğu tartışmasına girmeye zaten gerek yok. Öyle işte! Ucuza tütün bulmak için binbir takla atan bendeniz, bu muhteşem fikri toplam talebi olumsuz etkileyip sigara fiyatlarını düşüreceği umuduyla can-ı gönülden destekliyorum.

Ey inananlar! Sigara içmeyiniz.

Erdoğan-Merkel Aşkı Doludizgin

0 yorum
merkel erdogan gizli iliskisi
Bir an günlerden 1 Nisan olduğunu ve Tayyip ile Angela'nın dağları delip geçen aşkını unutun ve Erdoğan'ın Merkel'e nasıl baktığını bir daha inceleyin. Açıkçası Başbakan'ın bir kadını böyle süzdüğünü ben çok az gördüm. Sanki yıllardır ulaşamadığı sevdiği birine kavuşmanın mutluluğu yüzüne yansımış, gurur, rahatlama, ferahlık hisleri birbirine girmiş. Onlar erdi muradına...

Dövmek Sanattır

0 yorum
dayak atmanin dayanilmaz hafifligi
Karısını keserle dövüp hastanelik eden Konyalı yurttaşımızın hikayesini çoğunuz okumuştur; sanırım kadıncağız kurtarılamadı ve yaşamını yitirdi. Bu dayak işi oldum olası ilgimi çekmiştir. Neden vurur erkek kadına, üstelik keser gibi gayet ilkel ve amaca uygun olmayan bir alet ile? Niye insanımızda estetik ve haz duygusu bu kadar az gelişmiştir?

Oysa dövmek bir sanattır ve zevk için yapıldığında, hele bir de doğru araçlar kullanılırsa size farklı bir dünyanın erotik kapılarını aralar. Diyelim bu Pazartesi günü yorgun argın işten döndünüz, tabii bir işiniz olduğunu varsayıyorum. Eğer yoksa, keseri, baltayı alın ve üç dört saat odun kesin - onlar bu iş için kullanılır, ve biraz yorulun. İşte şimdi havaya girmek üzeresiniz, burnunuzda tütüyor - hayır, zeytinyağlı dolmadan bahsetmiyorum, o tanıdık sıcaklık kasıklarınızdan göğsünüze doğru yükselmekte. Dövmelisiniz, dayak atmazsanız gözünüze uyku girmeyecek! Alın size adres (ing.), en azından yolunu yordamını öğrenmek zahmetine katlanın. Marquis de Sade sizinle gurur duyuyor; küçük bir ihtimal ama neyse.

Janie'yi Hayal Etmek

0 yorum
gotik fantazi
Bilmiyorum, erotik edebiyattan, ya da daha doğru deyişle erotikadan hoşlanır mısınız? Kendine özgü bu yazı türü adeta büyülü bir dünyaya girmek gibidir, hiç çıkmak istemeyebilirsiz; dışardaki hayat bir anda anlamını yitirir, olaylar, haberler, 15. madde, Tayyip'in bıyığı, hocanın sakalı vb olmaları gerektiği yere, hiçliğin kuyusuna doğru tek yönlü yolculuklarına başlarlar.

Ne var ki, her erotika yazarı aynı değildir. Ben kadın yazarları daha etkileyici bulurum. Türün erkek kalemşörlerinin çoğunun tarzı adeta kötü ve kısa porno filmi gibidir; hemen konuya girerler: Kadın emlakçıya ev kiralamak için gider ve komisyoncu "Tam size göre bir yer biliyorum," der. Adamın bu etkileyici konuşması kadını hemen baştan çıkarır, adamın önünde diz çöker ve...

Kadın yazarlarsa farklıdır. Sizi, dışarıdan bakan ve pasif konumda bir seyirci olmaktan çıkarır, olay örgüsünün tam içine sokarlar; hikayenin parçası olursunuz, ister voyör, isterseniz kahramanlardan biri olarak.

Liz'in öyküleriyle 2007 yılında tanıştım. Sitenin adı bile sanki başınızı döndürmek için seçilmişti: You Dream of Janie (kendime not: neden Janie yerine elimde olmaksızın Janice diyorum araştır); orada geçireceğiniz sıradışı dakikaların habercisi gibiydi. Hemen her köşede insanı adeta çimdikleyen, ya da dalıp bir yerlere götüren bir şey vardı (dream a little dream of me). Öyküler arasındaki favorimse Lilith Quotient (18+, ing.) oldu. Bu yarı bilimkurgu, yarı mitolojik hikayeyi bir solukta okudum (kelime oyunlarına dikkat). Henüz tamamlanmamış (kendisine bir ara yazmıştım, tamamlayacağını söylemişti) Lilith'in macerasını seveceksiniz.

İlk düşüncem öyküyü Türkçe'ye çevirmek oldu fakat sonradan vazgeçtim. Kulakları çınlasın, bir arkadaşımız vardı. Bir ara bir boru şirketinin müdürlüğünü yaptı. Tesadüfen telefon konuşmalarını dinleseydiniz, herhalde yüzünüz kızarırdı: boruları indirir, kaldırır, kıvırır, sokar, büker, döşer, yağlar, ucundan tutar, geçirir, yatırır... Sanırım anladınız, listeyi uzatmanın manası yok. Beni çeviriden soğutan da Türkçe'de cinsel içerikli sözcüklere yüklediğimiz aşırı ataerkil ve kaba anlamlar oldu; hikaye kahve muhabbetine dönecekti. Yine de içimde uktedir hala. Ben yapamadım, belki siz yaparsınız (bu kelime oyunu nasıl?).

Görsel: Gothic, OctaviS'ten

Yves Buhar: Heyecan Veren Saat

0 yorum
yves buhar kol saati
Saatinizin kadranında 12 rakam olmasına rağmen yalnızca ikisini kullanıyorsunuz, diğer onu hiç bir işe yaramadan öylesine duruyor. Bu rahatsızlık verici durum bir tasarımcının da dikkatini çekmiş. O da çareyi yalnızca ihtiyaç duyduğunuz rakamları gösteren bir kronograf yaratmakta bulmuş.

Yves Buhar Vue saatinin hikayesi işte böyle; yalnızca şimdiki zamanı gösteren bir araç.

issey miyake saat

O olağanüstü dizaynı olmasa, belki de sonu çöplük olmuş bir çoğu gibi unutulanlar arasında yerini alacaktı. Bu mükemmellik örneğinin yalnızca bir kavram olduğunu sandıysanız yanıldınız, çünkü Seiko tarafından geliştiriliyor ve bu yıl içinde raflarda yerini alacak.

ShinGETsu, P2P BBS

0 yorum
E-insanın cennetten kovulmasına sayılı günler kaldı. Mahşerin dört atlısı, din adamı, politikacı, tüccar üçlüsü ve sokaktaki vasat insan çemberi kapatmak üzere. Bu ve ileriki yazılarda, Yeni Yeryüzü'nde ihtiyaç duyacağınız programları tanıtacağım. Bana lazım olmaz demeyin ve bu seride çıkan bütün kayıtları favoriler, bookmarklar, beğenilenler ya da her neyse onun altında toplayın bir köşede dursun, kullanmayacak olsanız bile; zira, cennetten size ateşi çalacak bir Prometheus olmayabilir.

shingetsu internet relay bbs yazilimi
İlk sırada shinGETsu var. ShinGETsu, P2P (peer to peer) altyapısını kullanan bir BBS (ing.: Bulletin Board System) yazılımı; teknik jargonla söylersek internet relay bbs. Bir tür forum gibi düşünebilirsiniz. En önemli özelliği hosting şirketlerinden sunucu kiralanmasına gerek duymaması. Üç dört arkadaş bilgisayarlarınız yardımıyla, kablosuz ağınızın yettiği mesafede, ki bu mesafe ilginç başka yazılımlar sayesinde oldukça genişleyebilir, gerekirse herhangi bir internet hizmet sağlayıcıya gereksinim duymadan çalışabilme yeteneği olan bir program. Tabii ki hizmet sağlayıcı olmaksızın böyle bir sistemi nasıl kuracağınızı ayrıca inceleyeceğiz.

Gibson'un önceden tespit ettiği gibi, geleceği görmenin yolu Yunanistan'dan değil, Japonya'dan geçiyor; yeni Oracle orada. İhtiyaç duymamanız dileğiyle.

Popüler / Çok Tartışılan Yazılar

0 yorum
Beğendiğim Blogger Eklentileri (widgets) - I

Blogger yani Blogspot'da tuttuğunuz bir günlüğünüz varsa mutlaka öntanımlı olarak gelenlerin dışında eklentiler kullanmak isteyeceksiniz. Bunun için ilk durağınız tabii ki Blogger'in size göstereceği seçenekler olsa da, listelerde olmayan bir çok güzel widget mevcut.

Eğer tartışmanın yoğun olduğu, yani fazla yorum alan bir blog sahibiyseniz, tavsiyem İngilizce adıyla "Popular Posts," popüler / çok tartışılan yazılar eklentisi. Yaptığı iş basit: Yahoo Pipes altyapısının yardımıyla en fazla yorum yapılmış kayıtları yorum sayısıyla beraber size ve okurlarınıza gösteriyor. İzlemeniz gereken adımlar sırasıyla şöyle:

  1. Yeni eklenti, "add widget" kutusuna tıklayın.
  2. Çıkan listeden HTML/Javascript türünü seçin.
  3. Gönlünüze göre bir başlık seçin; örneğin "Çok Tartışılanlar" (ya da daha yaratıcı olun; "sıcak sıcak" veya "ses getirenler" gibi).
  4. Kod kısmı için aşağıdaki bölümü kopyalayıp yapıştırın:

    <script type="text/javascript">
    function pipeCallback(obj) {
    document.write('<ul style="text-transform: capitalize;">');
    var i;
    for (i = 0; i < obj.count ; i++) { var href = "'" + obj.value.items[i].link + "'"; var item = "<li>" + "<a href=" + href + ">" + obj.value.items[i].title + "</a> </li>"; document.write(item); } document.write('</ul>'); } </script> <script src="http://pipes.yahoo.com/pipes/pipe.run?_render=json&_callback=pipeCallback&_id=a7d3195528df5e96181a3d2712266226&url=http%3A%2F%2Fbenimguzelblogum.blogspot.com&num=5" type="text/javascript"> </script>

  5. Blog adresini düzeltin.
  6. Beşten fazla/az kaydın gözükmesini istiyorsanız, kodda num=5 yerine farklı bir sayı yazın.

Fallar Sallar Falcı Bacı

0 yorum
falci baci fal soylamis gorelim ne soylamis
Panda Burcu (4 Ocak - 6 Şubat): Beyaz atlı prensiniz ameliyatla cinsiyet değiştirmeye karar verdi; şansınıza küsün.

Kelebek Burcu (6 Şubat - 11 Mart): Kalbiniz onu görünce pırpır ediyor; hemen bir kardiyoloğa görünün.

Sazan Burcu (12 Mart - 14 Nisan): Sığ sulardan kaçının; av mevsimi başladı.

Suaygırı Burcu (15 Nisan - 17 Mayıs): Yediğiniz içtiğiniz sizin olsun ama gelin beni dinleyin ve kilo verin.

Karınca Burcu (18 Mayıs - 20 Haziran): Aldığınız ücretle bir yere varmanız mümkün değil; makul hayaller kurun.

Sığır Burcu (21 Haziran - 23 Temmuz): Biraz derlenip toparlanın, çok dağınıksınız.

Serçe Burcu (24 Temmuz - 27 Ağustos): Bugün kendinizi kuş gibi hafif hissedeceksiniz.

Yırtmaç Burcu (28 Ağustos - 30 Ekim): Gün sizin gününüz; doğum kontrolüne dikkat!

Ters Burç (1 Kasım - 3 Ocak): Ne yaparsanız yapın, farketmez. Siz şanssız doğmuşsunuz.

Beşi ıskalar, biri tutar. Gelsin kazlar!

Seks İşçileri Hakları Günü

0 yorum
İlginç günleri kutlamaya olan merakımı sezmiş olabilirsiniz. Bildiğiniz, daha doğrusu bilmediğiniz gibi 3 Mart, Dünya Seks İşçileri Hakları Günü (ing.). İlk kez 2001 yılında Kalküta, Hindistan'da 25.000'den fazla üyesinin katılımıyla Durbar Mahila Samanwaya Committee tarafından kutlanmaya başlandı.

Bir tarihleme hatası yüzünden (benim eşekliğim) iki hafta gecikmeli yayınlanıyor olsa bile yine de Facebook'taki etkinliğe bir gözatabilirsiniz. Haydi, kaldırın kıçınızı. Sakın bana Facebook'ta hayali balıklar beslemek, sanal buğday, arpa, mısır yetiştirmek için bulunduğunuzu söylemeyin; küçümsediğimden değil, tropik balıklar nefis, ekmekse bir harika. Lakin, değişik arkadaşlar edinmek sizin de hakkınız.

Bakire Fiyatları Düşecek

0 yorum
cok ucuza citir bakire kizlar
Henüz 12 yaşındayken, 12.000 lira başlık parasına yiğit bir Anadolu delikanlısına (evet, öküz herif 40 yaşında biliyorum ama delikanlı sözcüğünün anlamı çoktan kaydı) satılan Suriyeli kızın başına gelenleri duymuşsunuzdur; sanırım Posta gazetesindeydi. İşin acı yanı, kızın tekrar ailesine geri verilmesi. Neden? Memleket ekonomisine kastınız mı var? Onikisinde ve bakireyken 12.000 lira eden -o da iki taksitte- o kız artık kaç para eder ki?

Buradan yetkilileri uyarıyorum. Bu hal ve tavırlarınız yerli bakire fiyatlarını olumsuz etkileyecek. Köle tüccarlarını ve sübyancıları cesaretlendiriyorsunuz (evlilik yaşını 14'e çekmek için yoğun bir lobi çalışması yürütmüşlerdi, hatırlarsınız). Sizin yüzünüzden bilumum fakir ülkelerin kızları ülkemize akın edecek ve başlık paraları yerlerde sürünecek, kredine kartına beş on taksit yapılacak. Derhal bir inceleme başlatılsın, gerekirse anti-damping vergisi konulsun ve ithal bakire girişi engellensin. Bakirelerimizin gururuyla, yani fiyatıyla demek istiyorum, kimsenin oynamaya hakkı yok.

Cesaret Treni Bu Duraktan Geçmez

0 yorum
dokunmadan ask olmaz
Bu toprağın insanlarının beceremediği iki şey var:

  1. Sevmek
  2. Dinlenmek
Sevgi anlayışımız hastalıklı, eski deyişle marazi. Bütün aşklarımız platonik, fiziksel temastan yoksun; hayalimizde yarattığımız kişilere aşık oluyoruz. Onu kutsallaştırıyor, daha sonra da hayal kırıklığına uğruyoruz: gerçeği hayalimizdekiyle örtüşmeyince. Halbuki sevgi koklamayla, dokunmayla başlar. Ama ikisi de ayıptır, günahtır. Ülke, erkeğin kalbine giden yolun midesinden geçtiğine inanan kadınlar, annesinin babasıyla yattığının farkında olmayan erkeklerle doludur.

Dinlenmeyi de beceremeyiz. Eşek gibi çalışmak, alınteri dökmek, emek vb hakkında laf çoktur. Yine de dinlenmekten çok kaytarmayı biliriz. Tatilde ikircikliyizdir. "Satmışım anasını" deyip kurtlarımızı dökmek ne zor gelir bize. Davranışlarımızı kimsenin akılcı bir tanımını yapamayacağı toplumsal bir idea belirler. Yaftalar için savaşırken birey yok olur gider. Şairin dediği gibi:

Kucakladın mı sımsıkı kucaklayacaksın arkadaşını
Kavgaya tüm kaslarınla, gövdenle, tutkunla gireceksin
Ve uzandın mı bir kez sımsıcak kumlara
Bir kum tanesi gibi, bir yaprak gibi, bir taş gibi dinleneceksin 

Ataol Behramoğlu "Yaşadıklarımdan Öğrendiğim Bir Şey Var" şiirinde (Ayfer'e teşekkürler) dokunmuş konuya. Ya siz? Boşa kürek mi çekiyorsunuz, yoksa bir şey öğrendiniz mi? Dersimi aldım mı diyorsunuz, peki hiç uyguladınız mı? Cesaret trenini beklemekten yorulmadınız mı?

Sexsexsexsexsexsex.com ya da David ile Fatima

0 yorum
Memleketin sekse olan açlığı malum, siz de bu talebi değerlendirmek istiyorsunuz. Belki elinizde cezbedici, tahrik edici içerik var, belki de sağdan soldan arakladığınız kliplerden oluşan arşiviniz. Madem öyle bir site kurayım dediniz, o da ne? sex.com adı alınmış, sexsex.com çoktan gitmiş, sexsexsex.com kapanın elinde kalmış, sexsexsexsex.com tapulanmış, sexsexsexsexsex.com satılık ama almaya gücünüz elvermiyor, yani cüzdanınız biraz ince. Eh, bir de sexsexsexsexsexsex.com'u deneyin; kısmet, şansınız yaver gider, kim bilir?

Arama motoruna "se" girince gördüklerim beni şaşırttı, doğrusu. Bugüne kadar hiç ama hiç "sex" diye bir sorgu kullanmadım; pornodan ya da cinsel içerikten hoşlanmadığımdan değil, aksine severim. Yalnızca gözattığım yerler biraz farklıdır. Haydi mütevaziliği bırakayım, nereye bakılacağını bilirim. Diyelim seks diye bir sorgu yazdınız, oldu bir kere ama "sexsexsexsexsexsex.com" nedir, a canım kardeşim?

Şaka bir yana, anılan site başka bir adrese yönlendiriliyor (deneyin, ratmovies.com) ve ABC'nin modern bir Romeo Jüliet diye tanımladığı, İsrail, İran ve Dubai'de yasaklanan David and Fatima (ing.) isimli, çağdaş bir aşk hikayesi filmi var. Yine aileler savaşta ve düşman kamplardan, İsrailli ve Arap iki genç birbirine aşık. Shakespeare'den 400 yıl sonra bile...

Dağıtım şirketinin seçtiği pazarlama yöntemini beğendiğimi pek söyleyemem. Arama motoruna bu sözcüğü girenlerin dramatik aşk öyküleriyle ilgileneceklerini varsaymak biraz zor. Ayrıca tüketiciyi yanılttığını da vurgulamak gerek.

Eğer bu muhteşem sorguyla filmi aradıysanız 10 puan, değilse 0, sıfır, nada.

Hizmette Süreklilik Esastır

0 yorum
gecici olarak hizmet disi
En olumsuz koşullarda bile hizmeti aksatmamak, müşteriyi geri çevirmemek hangi işi yaparsanız yapın önemli. Yaratıcı insanlara bayılıyorum. Caner'e teşekkürler.

Milli Manevi Değerlere Aykırı Blog

0 yorum
Bu günlükteki yazıların çoğu RÜT-TÜK, Sansür Dairesi ve Peygamberlik İşleri'nce tanımlandığı şekliyle milli manevi değerlere uygun değildir. Bu değerler hakkında ayrıntılı bilgi isteyenler, anılan kurumlardan bedeli mukabili "Milli Manevi Değerler Cep Kılavuzu" adlı kitabı edinebilirler.

Her ne kadar bu aykırılık benim için su kadar doğal ise de, kimilerini rahatsız etmesi kaçınılmaz. Bunun önüne geçebilmek ve vatandaşı erken uyarabilmek için "Mili Manevi Değerlere Aykırı Bloglar" hareketini başlatıyor, ve benim gibi sapkın konulara değinen arkadaşlara aşağıdaki düğmeyi kullanmalarını öneriyorum; ne de olsa çocukları ve bayanları korumalıyız, değil mi?

<div style="height: 23px; width: 88px; background: #c00; text-align: center;">
<a href="http://eylemebeni.blogspot.com/2010/03/milli-manevi-degerlere-aykiri-blog.html" style="color: #fff; text-decoration: none;">m.m.d <b><em style="color: cyan;">.A.</em></b> b.</a>
</div>


Kodu kopyalayıp, günlüğünüzün uygun bir yerine yapıştırın, sonra yorum kısmına blog adresinizi bırakın.

Yine Aldatıldık Watson

0 yorum
Milletçe talih oyunlarına dadandığımız bu günlerde, matematik, mantık ve olasılıkla ilgili bilgilerimizi tazelemekte fayda var. Aslında tazelemek sözcüğü burada pek doğru durmuyor; en azından kitabı okuduğum için bunu itiraf ediyorum, zira kendimizden emin şekilde ve sağduyuya uygun çoğu şeyin nasıl hatalı olduğunu bize eğlendirerek anlatıyor Colin Bruce.

Kitapta Watson biziz. Sherlock Holmes ise bizi doğru sandığımız yanlışlardan, tuzaklardan koruyan sivri zekalı dedektif. Beynindeki gri hücreleri bizi ihtimal hesaplarının inceliklerini öğretmekte kullanıyor. Konular o kadar yalın anlatılmış ki buna matematik kitabı demek haksızlık. Lakin kandırılmamak, hatta dolandırılmamak için Watson'un gittiği yollardan, onun adımlarını izlememiz gerekiyor. Eserin Türkçe'ye çevrildiğini biliyorum, yine de özgün dilinden (ing.) okumak isteyebilirsiniz.

Türk Tütününün Absürd Yolculuğu

0 yorum
Badem bıyıklı hükümetimizin sigaraya karşı tutumu malum; gerçi onlar keyif ve zevk veren herşeye karşılar ama konumuz o değil. Viyana kapılarından gerisin geri döndüğümüz günden beri kendi kendimizi yağmalıyoruz. Sistem şöyle işliyor:

Üretim, imalat, tasarım zor iş. Öğrenmeniz, çalışmanız, çabalamanız, ter dökmeniz gerek. Talansa öyle değil; iktidara gelmeniz yeterli: Salarsınız harcı vergiyi, canınız kime istiyorsa ona aktarırsınız. Tütün ürünlerinde de böyle. Toplam vergi gelirlerinin %10'u yalnızca sigaradan geliyor ve toplanan parayla birileri ayaklarını bedava yıkıyor.

Yanlış anlaşılmasın: sigaranın fiyatıyla sorunum yok, ama madem haracı ben ödüyorum, nasıl harcanacağında da söz hakkım olmalı diye düşünüyorum. Demokrasiyi çoğu insan gibi kıçından anlamamışsanız, kuvvetler ayrılığı ilkesinin burada da geçerli olduğunu çabucak görürsünüz.

Arkeolojik Teoriler Göbekli Tepe'de Çöküyor

0 yorum
gobekli tepe urfa mo 11500 tapinak kalintilari

Darbe günlükleri ve boş şişelerin kakafonisi arasında, belki de insanlık tarihinin yeniden yazılmasına yolaçacak Göbekli Tepe, Urfa'da, Harran ovasının batısı, Suriye sınırının 30 km kuzeyinde keşfedilen kalıntılar güme gitti, gidiyor. Karbon tarihleme milattan önce 11500 yılını işaret etmekte.

Alman arkeolog Schmidt başkanlığındaki kazılar, Büyük Piramit'ten 7000, Stonehenge'den 6000 yıl ince yapılmış tapınakların enkazını (ing.) yavaş yavaş ortaya çıkarırken, belli başlı arkeolojik teorileri de şiddetle sallayacak gibi.

Hasbelkader arkeoloji dersi almışsanız, bilirsiniz: MÖ 11500'de Taş Çağı dediğimiz, Pleistosen ve Mezolitik dönemin hemen sonrası, Neolitik dönemin tam başlangıcı yaşanmakta. Avcı-toplayıcı atalarımız çakmaktaşından devşirdikleri ok uçlarının yardımıyla yabani yaratıkları avlıyorlar. Tarım muhtemelen yok, ama bulunan kalıntılar gibi sofistike binaların yapımı hiç yok; ya da öyle anlatılırdı.

Easter Adası'ndaki monolitleri aratmayacak T-şeklinde sütunlar birer birer günışığına çıkarken, Klaus Schmidt'in cüretkar tezi de kulaklarımızda çınlıyor:

İlk insanı toplu yerleşimler kurmaya iten dürtü tapınma ihtiyacıydı. Tapınakların inşası ve bakımı, onları tahıl ve evcil hayvanlar gibi sürekli gıda kaynaklarını aramaya itti; ve yeni yaşam tarzlarını koruyabilmek için yerleşik düzene geçtiler. Şehri tapınak başlattı.

Bugün tarih yeniden yazılıyor, ama kimileri için herşey aynı tas, aynı hamam. Mutlaktan sakının.

YouTube Videolarında Zamanı Kontrol

0 yorum
Diyelim arkadaşınızın görmesini istediğiniz bir YouTube videosu var, ama ya video çok uzun, ya da asıl izlemesini istediğiniz bölümü kaçıracağından korkuyorsunuz (Sakın erişim yasak, giremiyorum falan demeyin. Halam bile -kendisi 85 yaşında, "Evladım ayarla şu yutupu, bana bir iki Müzeyyen Senar buluver" diyip işini halletmekte). Yapmanız gereken, arzuladığınız karenin dakika ve saniyesini not almak.

Varsayalım, yollayacağınız video linki şu:

http://www.youtube.com/watch?v=BmN3ELvsdjs

6 dakika 31 saniyelik bu videonun ilgilendiğiniz kısmı 3. dk 20. sn'de başlıyorsa, bağlantıyı şu şekilde değiştirmeniz linke tıklayanın filmin o anına gitmesini sağlayacak:

http://www.youtube.com/watch?v=BmN3ELvsdjs#t=03m20s

Benzer yöntemi gömülü (embedded) videolarınızda da kullanabilirsiniz, yalnız buradaki "start" parametresi yalnız saniye cinsinden veri kabul ediyor. Bu yüzden (3*60)+20=200 saniye ekleyeceğiz (koyu renkli):

<object width="480" height="295"><param name="movie" value="http://www.youtube.com/v/BmN3ELvsdjs&hl=en_US&fs=1&start=200"></param><param name="allowFullScreen" value="true"></param><param name="allowscriptaccess" value="always"></param><embed src="http://www.youtube.com/v/BmN3ELvsdjs&hl=en_US&fs=1&start=200" type="application/x-shockwave-flash" allowscriptaccess="always" allowfullscreen="true" width="480" height="295"></embed></object>

Alıntı: Matt Cutts

Yüzünü Yalayabilir miyim Facebook?

0 yorum
Herşey The Wall Street Journal editörlerinden Zach Seward'ın da aralarında olduğu, sayıları henüz bilinmeyen kişinin Facebook hesaplarının ilgisiz mesajlarla dolmasıyla başladı. Geçen Çarşamba günü, Facebook sunucuları kimbilir kaç mesaj ve sohbet (Türkçe bilmeyenler için: chat, İngilizce bilmeyenler için: çet) yazışmasını yanlış adreslere yönlendirdi.

WSJ hafif ciddi bir kuruluş olduğundan, "tarlana tohum ekmek için sabırsızlandığımı bilmeni istiyorum" (Aşk Çiftliği uygulamasından) gibi oldukça masumane görünenleri yayımlayabildi.

Ve fakat, kader ağlarını örmüştü; Facebook'un yeni devreye soktuğu über mükemmel posta sisteminin gazabına uğrayan yalnız Seward değildi (örneğin Sports Illustrated muhabiri Pablo Torre). Üstelik, ciddi finansal, ekonomik ve parasal işlerle de uğraşmıyorlardı. Hatta, en az benim kadar utanmaz olduklarını söylemek pekala mümkündü.

Göründüğün Gibi Ol, Olduğun Gibi Görün

0 yorum
aciksozlu haiti firsatcisi

Dürüstlük güzel şey, arkadaş! Bana kurbanlarınızı namınıza Venezuela'da ucuza keselim kampanyalarını anımsattı.
Haiti'ye yardım (ing.)

iPad Tampon, Apple'dan

0 yorum
ipad apple kadin pedi

Steve Jobs'u hepimiz tanırız; Apple Bilgisayar'ın CEOsu, pazarlama dehası, guru, büyük üstad, vb. Üç liralık şeyi allayıp pullayıp iPod, iPhone, iMac (yenmez) gibi markalarla 13 liraya satmayı başaran adam. Büyük Hacker Baskını'ndan ortağı Steve Wozniak'la beraber paçayı sıyırıp hayallerini kısmen de olsa gerçekleştiren mesih. Merdiven altı blue box imalatı ve satışından zirveye yolculuk.

Bazı hınzırlar düşünmüş, taşınmış, acaba Jobs kadın pedi yada bağı, veya ingilizce denildiği şekliyle tampon satsa ne olurdu diye merak etmişler. Hijyenik kadın ürünlerinde devrim yaratacak, o özel ve sıkıntılı günlerde bıyık altından (cuk oturdu) gülümsetecek sonuç böylece ortaya çıkmış:

iPad. Tampon gibi. Sadece daha pahalı.

2010 Çin Fener Festivali

0 yorum
2010 cin fener festivali ejderha gemi

Ay takvimine göre düzenlenen Çin yeniyılının ilk dolunayı dündü ve her zamanki gibi kapanış onuru Fener Festivali'nindi. Belki de dünyanın en mütevazi insanlarının, Kaplan yılının ilk 15 gününü sanki kuşatma altındaymış (patlayan havai fişekler, kapalı dükkanlar) gibi yaşamasına neden olan eğlenceli keşmekeş ne yazık ki bitti; ağızlarda o leziz tangyuanların (doğal olarak pirinçten yapılıyor) tadını bırakarak.

Fener Festivali binlerce yıldır kutlanıyor ama neden fener? Rivayet muhtelif olsa da göze batanlar şunlar:

Taiyi namlı cennet tanrısına tapınmak. Efsaneye göre Qin Hanedanı'yla birlikte imparatorlar, bu sevimli tanrıyı mutlu etmek ve sel, kıtlık, salgın hastalıklar ve hatta ejderhalardan korunmak için kutlamalar düzenlemeye başlamışlar.

İyi talih tanrısı Tianguan'ın doğum günü. Tianguan eğlenceyi severmiş. Bu yüzden insanlar fenerlerle onu mutlu etmeye çalışmış; tabii karşılığında da iyi şans ummuşlar.

Başka hikayeler de mevcut. Hangisine inanacağınızsa kişisel tercihiniz. Benim favorim Cennet'te ikamet eden Yeşim İmparator'un kandırılmasıyla ilgili olanı. Söylence bu ya, bir gün köylüler yanlışlıkla İmparator'un en sevdiği kuşu avlamışlar. Buna çok sinirlenen Tanrı, köyün ateşten bir fırtınayla yokedilmesini emretmiş. Ulu Yeşim'in kızı bunu duymuş ve haberi köylülere yetiştirmiş. Köyün bilgesi köy yerine kırmızı fenerler astırmış, büyük ateşler yaktırmış ve havai fişekler patlattırmış. Yeşim'in askerleri köyü yok etmeye geldiklerinde çoktan yanıp kül olduğunu sanıp geri dönmüşler. O günden beri her yıl, Tanrı'nın aldatılması şerefine fener alayları düzenlenir olmuş.

Çin'e niyetiniz tatil için gitmekse, bunu görkemli fener alaylarının düzenlendiği bu özel güne denk getirmeniz şart. Ejderhalar, kayıklar, gemiler, balonlar, ne ararsanız var. Eğer bu ışık cümbüşüne fotoğraf makineniz ya da video kameranız olmadan gitmişseniz, temiz bir dayağı haketmişsiniz demektir.

Kocamı Nasıl Baştan Çıkarabilirim?

18 yorum
kocam bana ilgi duymuyor

Kısa cevap: Çıkaramazsınız.

Uzun cevap: Bu meşum sorunun internete giren çıkan kadınlarca sık sorulduğunu tesbit etmiştik. Bir kadının cinsel yaşamında mutlu değilken evliliğini şu veya bu sebeple sürdürmesi çok üzücü, ama çareyi web sayfalarında aramak? Bunun hakkını verecek sıfat bulmak zor. Madem ki "kocamı nasıl baştan çıkarabilirim?", "onu nasıl mutlu ederim?" benzeri sorular mevcut, cevapları da olmak zorunda.

İlk akla gelen çare bir psikoloğa danışmak veya beraberce terapi görmek gibi görünebilir; ne de olsa yabancı TV dizilerinde böyle oluyor. Ama kısa bir analiz size bu çabanın beyhude olduğu gösterir. Zira problem psikolojik değil kültüreldir. İşin tuhaf yanı bu hem hasta (kocanız), hem de doktorunuz için geçerlidir.

Sevgili ülkemizde ruh hekimleri Batı kaynaklı kitaplarla eğitilirler. Söz konusu eserlerdeki görüşler cinselliğin bize göre nisbeten doğal karşılandığı memleketlerde araştırmalarla desteklenmiştir; yani o ülkeler ve o kültürün insanları için teşhis ve tedavi doğrudur. Örneğin tecavüzü ele alalım (konuyla ilişkilendireceğim, sabırlı olun). Bu kitaplar özetle şunu söyler:

Değişik tecavüzcüler değişik nedenlerle tecavüz ederler, ve farklı zamanlarda farklı saikler söz konusu olabilir (Muehlenhard, Danoff-Burg, and Powch 1996). Tek bir teori hepsini açıklamaz. Evlilik içi ve dışı tecavüzlerde yanlış bilinen ve yaygın mitler (ing.) şunlardır:

  • Adam erkekliğini kanıtlamak için seks yapmalıdır.
  • Kadın hayır dediğinde aslında evet demek istiyordur, dolayısıyla kulak tıkanabilir.
  • Kadın oynaşıyorsa (öpüşmek, okşamak gibi) ilişkiden kaçamaz.
  • Kocayla karı arasındaki mesele kimseyi ilgilendirmez.
  • Erkek evin direğidir.

Bunlar tecavüze yol açabilecek inanışlardır (Burt 1991). Tecavüz seksle değil şiddet, güç ve hükmetmeyle alakalıdır (buraya dikkat).

Psikolog adayları bu ve benzerlerini öğrenir; cinsellik ise mutluluk, haz ve üreme için vardır. İşte sıkıntı da tam bu noktada başlar (hem hekim hem hasta için).

Cinsellik ortalama Türk erkeği için ne ifade eder? Gelin iyice düşünelim. Üreme kısmını geçersek mutluluk ve haz için mi yapılır? Yoksa şu faktörler daha mı ağır basar?

  • Ceza ve intikam: Nefret ettiği birini cezalandırmanın en güzel yolu onunla ilişkili kadınlarla yatmak (kirletmek) değil midir? Töre cinayetlerini düşünün.
  • Hakaret: Ananı, bacını .ikerim.
  • Hükümranlık: Bizzat eylem için kullanılan fiilin kendisi çarpıktır; beraberce yapılan bir şeyi değil, erkeğin kadına yaptığını ifade eder. Bu yüzden bekaret önemlidir; ikinci el malı kimse istemez.
  • Mülkiyet: Seks kadının erkeğin mülkü olduğunu tescil eder ve bu tescil daima geçerlidir. Ülkemizde boşanmış kadınların bir erkekle konuştu diye sokak ortasında kurşunlanmasının sebebi budur.

Dikkatli olanların gözünden kaçmamıştır: Bizzat seksin kendisi psikoloji kitaplarında tecavüz için anlatılanlarla örtüşür. Ortada mutluluk, haz, keyif, zevk, paylaşmak gibi kavramların esamesi bile okunmaz.

Şimdi asıl konu: Seksten bunu anlayan bir adamı nasıl baştan çıkarırsınız? Aklıma bir iki fikir gelse de işin ucunda sizi ateşe atmak var; ölebilirsiniz. Gelin, bu sevdadan vazgeçin. Kocanız size ilgi duymuyor mu? Boşanın ve izinizi kaybettirin (kaybolmak önemli, sakın atlamayın).

Retna ve El Mac: Hızlı-çekim Grafiti

0 yorum
retna ve el mac duvar resmi
Leonardo daVinci'nin Mona Lisa'sı o benzersiz gülümseyişiyle çok kişiyi cezbetmiştir. İnsan yüzünün zamanın o acımasız akışı içinde bir anlık karesini yakalayıp bir tuvalde hapsetmek...

Retna ve El Mac ise günümüzün (bence) Leonardo'ları. Gerçi duvar resimleri yapan sokak sanatçıları onlar, ve kendilerini küçük bir tuvalle de sınırlıyor değiller.

Videoda, yandaki resmin yapılışı hızlı-çekim kaydedilmiş. Resim mi (buna grafiti demek haksızlık) yoksa film mi daha güzel kararsız kaldım.

Cehenneme Gidiş Biletinizi Aldınız mı?

0 yorum
Günlerden bir gün bir TV programında, kerameti kendinden menkul hocalardan biri, insanın dişisinin sesinin tahrik ettiğini ve bu yüzden de caiz olmadığını buyurmuştu. Haklıydı zahir; gerçi nasıl tahrik olacağınız size bağlıydı ama olsun.

Voca People grubunun performansı, prezervatif şeklindeki kostümleri, olağanüstü uyum yetenekleri, seçtikleri eser(ler) ve koreografisiyle beni gerçekten tahrik etti; her açıdan! Müziği bir de o hoca ve benzerlerinin dinlememizi istediği uyuşturan, uyutan, yalnızca erkek sesleriyle dolu o hımbıl şeyle karşılaştırın. Cehenneme gitmek isteyeceksiniz, garanti ederim. Biletinizi şimdiden alın!

E-insan Cennetten Kovuldu

0 yorum
shibuya kavsagi, japonya, tokyo

Siberuzay bir hayal miydi? Gibson'un isim babalığını yaptığı bu kavram dar bir çevrede yaşayan azınlık (maalesef) için farklı bir anlama geliyor. Peki neydi o? Dick'ten, Asimov, Herbert, Sterling, Burroughs, Ballard ve diğer siberpankçılardan esinlenmiş, internetin yükünü çekmiş, bugün bize sıradan gelen bir çok uygulamanın tasarımında ve yaygınlaşmasında önemli roller üstlenmiş o azınlık için siberuzay ne demekti?

Herşeyden önce alter egonuzun, bastırılmış benliğinizin, gerçek sizin ortaya çıkacağı, sınırların ve kısıtların olmadığı bir elektron bulamacında yüzdüğü, olamadığınızı olduğunuz ve kendinizi aştığınız bir yerdi. Sorumluluk yoktu, bu yüzden baskı da yoktu. Sizi aşağılık duygusuna mahkum eden (haklı ya da haksız, yerli ya da yersiz), yetersiz hissettiren düşüncelerin içinde barınamadığı, oksijensiz kaldığı devasa bir okyanustu, adeta bir e-über-idea.

Üniversitelerin koridorlarında doğmuş olan bu entellektüel deney cini birgün lambasından kaçtı ve yaşları küçük ama idealleri büyük yeni yetmelere ulaştı: Çevirmeli modemlerle birlikte BBS'lerin çağı başlamıştı. Zekaları nedeniyle toplumdan soyutlanan bu veletler düşünülmeyeni düşündüler, yapılmayanı yaptılar ve Mentor'un dediği gibi bazılarını bayağı korkuttular.

Derken iş dünyası interneti keşfetti: Fırsat = para. Dağıtım masraflarının olmadığı, pazarlamanın çok ucuza malolduğu bir yer gibi geldi onlara, en azından başlangıçta. Ama bilginin itibar ve güç, paylaşmanın norm olduğu bu ucubik yer onlara pahalıya patladı. Derslerini, kelimenin iki anlamıyla da aldılar: Bu garip yeri gerçek dünyaya benzetemedikleri sürece onlara ekmek yoktu; kaos, ticaret için kötüydü. Discordia öldürülmeliydi. Yasalar, kurallar, polis, zabıta, kısacası düzen olmalıydı. Bilgi gizlenmeliydi ki para getirsindi. Neyse ki müttefikleri yeterince güçlüydü: politikacılar ve din adamları. Yasalar ve yasaklar peşpeşe geldi. Anonimlik lanetlendi. Siberuzay boğulmuş, sanal tüketim dünyası doğmuştu. Hayaller, duygular, mektuplar, fotoğraflar, reklamların gıdasıydı artık.

Bütün olumsuzluklara karşın, yine de birileri bunları öngürmüştü. Varolan kural takımadalarının ücra köşelerinde sessiz gerilla hücreleri oluşturdular. Mevcut protokollerle erişilemeyen, hatta yeni işletim sistemleri gerektiren serbest şehirler: Yeni Yeryüzü: Gizli Shibuya'lar diyarı!

Tarih tekerrür ediyor ve e-insan cennetten kovuluyor. Yeni Yeryüzü ise henüz çok ilkel; düşünsenize, video bile yok. Yine de sorun değil; en azından bizler, internetin yalnızca metin (yazı) olduğu günlerde Mandy'nin resmini nokta vuruşlu yazıcılarda basıp seyretmenin hazzını yaşamış olanlar için.

Yazıya özellikle link konulmamıştır.

Günde Bir Kafatası

0 yorum
her zevke gore kafatasi

Kafatası insan dahil çoğu hayvanın kafasında bulunan kemiksi yapıdır, ya da sözlüklerde buna benzer tanımlar bulursunuz. Kafatası hakkında mitolojilerde çok hikaye var. Sembolizmde ölümün ve ölümlüğünün işaretidir. Pek okumaya meraklı olmasak da hepimiz Hamlet ile Horatio arasındaki konuşmayı biliriz (Shakespeare). Kafatası için bir arama yaparsanız, kendinizi oyalayacak epey yazı bulursunuz.

Ama bazıları için o, formun ta kendisi, sanatçının esin kaynağı. Günde Bir Kafatası da bu kategoriye giriyor. Küpeden kolyeye, maskeden portreye, herşey kafatasından. Şekerden, çamurdan, makarnadan, kilden, kartondan, kakaodan, duvarkağıdından. Kimi ürkünç, kimi gülünç, kimi seksi, kimi sevimli. Bakalım size uyanı hangisi?

Deliliğin Resmini Yapabilir misin?

0 yorum
mahallenin delileri

Delilik dünyamızın bir gerçeği. "Mahallenin delisi" bütün toplulukların ortak figürü. Kimin divane, kimin akıllı olduğu tartışma götürse de, insanoğlu onları önce ortadan kaldırmaya çalışmış, sonra dışlamış, olmamış umursamamış. Ruhsal bozuklukların birer hastalık olduğunun kabulü ve tedavi cihetine gidilmesi tarihin son dönemine rastlıyor.

Marinna, delilik ve delilerle ilgili bulabildiği resim ve fotoğrafları bir araya getirmiş. Onun ikinci bir Foucault olduğunu iddia edecek değilim elbette, ama sonuç en az "Deliliğin Tarihi" kadar çarpıcı olmuş.

İllere Göre Escort Kız Talebi

1 yorum
Hayır, Ford Escord arabadan bahsetmiyoruz ve söz konusu olan ne bir uçak, ne roket, ne de Süpermen. İşsizlik, ekonomik küçülme, açlık düzeyi gibi hep iç karartıcı istatistiklerin yayınlandığı şu günlerde, en fazla escort kız talebinin hangi vilayetlerimizden geldiğini öğrenmek istedim. Niyetim tabii ki escort servisi kurmak değil, ama kurmayı düşünen girişimci vatandaşlarımızın bulguları bedava piyasa araştırması olarak değerlendirmesinde bir sakınca yok elbette.

İnternette gezinen yurttaşlarımızın arama motorlarındaki sorgularından derlediğim sonuçları vermeden önce bir karşılaştırma yapmakta yarar var.

Türkiye'nin Gerçekleri

0 yorum
Türkiye'de demokrasinin neden yerleşemediği hakkında politikacılar, siyaset bilimciler, hatta gazeteciler (Arapça bilmeden Ortadoğu uzmanı olanlar bile) toplamı ciltler tutan makaleler, tezler ve yazılar yazdı. Hepsine saygım sonsuz, ve ne yazık ki çoğuna katılamıyorum. Biraz Popper'ci olacak ama iddiam şu:

Demokrasi açık toplumların işidir.

Açalım: Doğu toplumlarının insanları sıcakkanlı, konuksever ve yardımseverdir. Ailevi değerlere bağlıdırlar, kadına değer verir (anne olmakla cennete gidebilirsiniz) ve çocuklarını severler. Ya da öyle görünürler!

Demokrasinin kök saldığı ülkelere baktığımızda, karşılaştığımız manzara biraz farklıdır. Fahişeler, ahlaki çöküntü, şiddet, bir kurum olarak ailenin erimesi, eşcinseller, vb sanki bize köktendinci edebiyatın ne kadar haklı olduğunu kanıtlar gibidir: Batı'nın teknolojisini alalım, felsefesini değil.

Oysa Batı'da gözlemlediğimiz ve kısmen de olsa ona antipati duymamıza neden olan şey açık toplumun görüntüsüdür. Baskı ve tacize uğramadan olduğu gibi görünebilme, ya da göründüğü gibi olabilme (Memlekette Mevlana'nın Mesnevi'sini okumuş insan sayısı kaçtır dersiniz), ve bunu yaparken de seçimleri yüzünden eleştirilmeyi göze alma. Siyasi mücadele bunun içindir. Saf erdem olan açıklık büyük cesaret ister.

Doğu ise kapalıdır, pisliğini halının altına süpürür; kol kırılır, yen içinde kalır. New York 7. Cadde'de bir tur atın, kimin fahişe olduğunu şıp diye anlarsınız. Konya sokaklarında bir ömür harcayın, yine de işin içinden çıkamazsınız.

Oysa insanın temel dürtülerini yaşadığı coğrafya belirlemez. Su içmek, yemek yemek ve seks: Doğanın bize armağanları. Gezegeni bile terketsek bizimle beraber gelecek davetsiz konuklar.

Batı toplumları düşündüklerini konuşurlar, Doğu'dakilerse idealarını (Platon'un dediği anlamda). Bu oryantal ikiyüzlülük siyasete de yansır. Yasamadan yargıya, yürütmeden insan ilişkilerine, bulaştığı heryeri kirletir, soldurur, zehirler. O yüzden tartışma programlarında veya TV'deki açık oturumlarda gerek katılımcılar, gerekse seyirciler başladıkları noktada bitirirler münazarayı. Düşünceler değil, idealar çarpışmıştır, ve idea ideal olandır, değişmez ki!

Maalesef doğanın hediyeleri Doğu'ya ihanet edet, yüce ideallerine turp sıkar. Ortalığı çift kişilikli yaratıklar doldurur. Bilinçaltı baskılanan herşeyi kucaklar, besler ve büyütür. Ağız ideaya uymayanı reddeder, beyinse gizliden gizliye arzular.

Türk erkeklerinin çoğu karısıyla yatmaktan zevk almaz. Nasıl alsın ki? O, çocuklarının anası, namahremidir, kutsaldır ve seks "idea olarak" düşkünlüktür; kötü kadınlarla yapılır.Türk kadınlarının "kocamı nasıl baştan çıkarabilirim" sorusuna cevap aramasının sebebi budur.

Eski günlerde, böylesine bir iddiayı kanıtlamak imkansızdı; zira kimse doğruyu söylemeyecekti. İnternet bunu da mümkün kıldı ve yaygınlaşmasıyla (penetrasyon) gerçek yüzümüzü görmek, onunla tanışmak kolaylaşacak. Bulgularımı sizlerle burada paylaşacağım ve eleştirilmeyi severim.

2010 Sapporo Kar Festivali

0 yorum
Japonya diyince aklımıza çok şey gelir: manga, uçurtma, samuraylar, kılıçlar, haiku, tiyatro, vb. Ama hepsini birleştiren ortak payda festivallerdir. Japon kültürünün hemen her öğesinin bir festivali vardır ve her festivalin daimi konukları tabii ki sanatçılardır.

Sapporo kar festivali (ing.) geçen hafta yapıldı. Gözde misafirleriyse heykeltraşlardı; yaptıkları kar ve buzdan heykellerle hünerlerini sergilediler. Sizler için iki fotoğraf seçtim. Karlar erise de onlar kalacak.

Sanal Türk/Çin Seddi

0 yorum
Baskı rejimleri hiç değişmez; sansür ve yasaklar ister ideoloji uğruna, ister yukarıdan gelen talimatla, isterse çocukları korumak adına dayatılsın. Hepsi, herşeyden önce kendi zihinlerinin tezahürüdür. Görmek istemedikleri, daha doğrusu kimsenin görmesini istemedikleri şey kendi kafalarındaki çarpık düşüncelerdir. Yasak, ayna gibidir.

Ne yasaksa, yasaklayanların onunla sorunu vardır ama yüzleşmek zordur, ve cesaret ister. Maalesef yasakçılar korkaktır. Problem halının altına süpürülür ve ikiyüzlülük sürer gider. Gerçeklerse gazetelerin üçüncü sayfasında sessiz çığlıklarını atar; ta ki onlar da yasaklanana dek.

Buyrun, Çin'de erişimi engellenen site ve sözcüklerin haritası. Bakalım Çin gerontokrasisinin derdi neyleymiş anlayabilecek misiniz?

İsimleri Nasıl Sınıflandırıyoruz?

0 yorum
Carnegie Mellon'dan Marcel Just, Vladimir Cherkassky, Tom Mitchell ve Sandesh Aryal'dan oluşan ekibin araştırmasına göre, insan beyni fiziki nesneleri sınıflandırırken (görsel bir dürtü olmadığı durumlarda) üç ana semantik faktörü (ing.) kullanarak nesnenin sinirsel şemasını oluşturuyor:

  1. Nesneyi yiyebilir miyim?
  2. Dış unsurlara karşı koruma sağlar mı?
  3. Onunla ne yaparım (tutar mıyım, tekmeler miyim, üretir miyim, vb)?
İlk aklıma gelen sorular:

  • Acaba yanyana kullanılan belirli sözcükler okurların düşüncelerini nasıl etkiler, ya da algıları ne derece değişir (bilişsel manipülasyon)?
  • Yazı başlıklarını, reklam panolarını, vb bu çağrışıma göre düzenlemek  mümkün mü?
  • Hangi kelimeleri birlikte kullanmak ters etki yaratır?

Geceyarısı Erken Geldi

0 yorum
harley davidson motosiklet kullanan kiz

Harley Davidson motorunun üstünde pek cool idi. Kaskı, polarize gözlüğü, deri montu, yahşi çizmeleri, boynuna bağladığı şarap rengi fularıyla uyum içindeydi. Motorun o cezbedici homurtusunu dinleyebilmek için iPod bile kullanmıyordu. Ne de olsa özgürdü, tıpkı o dayak yememiş özgür kız kadar özgür. Kerouac onu yazmıştı. Gerçi memleket yollarında değil ama İstanbul sokaklarında turluyordu, ama olsundu. Rüzgarı teninde hissetmek, yolun önünde yılan gibi kıvrılışını izlemek, pistonların kalkıp inmesinin kalbinin atışıyla karışması ne muhteşemdi.

Parketti, kaskını ve gözlüklerini çıkardı. Kimbilir kaç para verdiği cep telefonundan bir numara çevirdi ve o serbest ruhlu sesiyle:

Akşama ne yaptın anneciğim?

Büyü bozuldu, fayton balkabağı oldu. Taklitlerinden sakınınız!

İnternette Başarı mı İstiyorsunuz? Deneyin

0 yorum
Nette pazarlamanın sırtımıza yüklediği kambur yeni şeyler denemekten başka çaremizin olmadığı gerçeğidir. Dünyada internette yapılan alışveriş %40 artarken Türkiye'de yerinde sayması (toplam alışveriş içindeki payı %1 bile değil) ne kadar gaflet ve delalet içinde olduğumuzun somut bir göstergesi.

Diyelim ki herşeyi doğru yapıyorsunuz, tek kelimeyle kusursuz. Daha iyisini yapmak, geliştirmek mümkün değil gibi görünüyor. Örnek biraz gerçekdışı da olsa benimle kalın, lütfen. Bu durumda bile pazarlama ve satış için deney yapmak zorundasınız, çünkü çevreniz devamlı değişiyor:


  • Müşterileriniz değişiyor. Değişim yavaş da olsa orada. Tam şu anda onlara hitap ediyor olsanız bile, bu kusursuz uyumun sürmesi için evrilmelisiniz.
  • Rakipleriniz değişiyor. Eski günlerde rakipleriniz pek hızlı değişmezdi, fakat internet bunu bambaşka bir şeye dönüştürdü. Artık rakipleriniz her hareketinizi oturdukları koltuktan kalkmadan takip edebiliyor. Düşünün: Sokaktaki küçük kitapçının bile Amazon gibi bir rakibi var.
  • Teknoloji değişiyor, ki en hızlı dönüşüm yaşanan alan bu. Bugün sizi koruyan duvarlar (gümrük, mevzuat, vb) her an teknoloji sayesinde yıkılabilir. Zor olan, kolay olabilir.
Şimdi kendinize söz verin (yeni yıl da geldi) ve bu ay yeni bir şey deneyin.

Minimalist TV Dizisi Posterleri

0 yorum
terminator scc minimalist posteri
Hazır Yıldız Savaşları posterlerine bulaşmışken, Albert Exergian'a değinmemek haksızlık olurdu. Popüler TV dizileri için hazırlamış olduğu minimalist posterler tek kelimeyle göz kamaştırıcı. Ben, seriden Terminator, the Sarah Connor Chronicles için tasarladığını seçtim. Bakalım siz hangisini beğeneceksiniz?

Eğer tasarım, grafik sanatları veya fotoğrafçılıkla ilgileniyorsanız, Exergian'ı takip etmenizi hararetle öneririm.

Yıldız Savaşları Evreni

0 yorum
star wars endor orman ayi minimalist poster
Justin van Genderen, George Lucas'a ithaf ettiği minimalist posterler hazırlamış. Gezegenlerin hepsi Star Wars evreninden ve olağanüstü güzel düşünülmüş. Resimde Endor'un Orman Ayı görünüyor. Set altı resim ve Tatooine, Hoth, Dagobah, Bespin, Alderaan ve Endor'dan oluşuyor.

Windows Phone 7 ve Facebook Zero

0 yorum
cep telefonu kullananlar icin facebook zero
Microsoft'un Windows Phone 7 serisi cep telefonu işletim sistemini piyasaya sürmesi ve Facebook'un "Zero" sıfır markasıyla mobil kullanıcılar için tasarlanmış yeni sitesini açtığı haberleri üç aşağı beş yukarı aynı zamana rastladı. Bunları henüz tazeliğini yitirmemiş Symbian işletim isteminin artık açık kaynaklı olmasıyla birleştirerek 2010'un trendini teyit etmiş oluyoruz; tabii herkesin ürününe bir sayı eklemesini (sıfır, bir, yedi) saymazsak.

Henüz Windows Phone 7 kurulu bir telefon kullanmadığım için hakkında pek yorum yapmayacağım ama kısa/orta vadede Microsoft'un da tıpkı Google (Nexus One) ve Apple (iPhone) gibi cep telefonu üreticiliğine soyunacağı öngörmek mümkün gibi. Pazar büyük ve pc'nin aksine MS burada tekel konumunda değil. Bir kehanette de cep telefonu firmaları için (işi elektronik olanlar) bulunayım: Onları zor günler bekliyor.

Nihavend Peşrev, Abdülhamid Han Efendi'den

0 yorum
Üyeleri Abdülhamit'in birinci derecede torunlarından olan sansür dairesi başkanlığı bu siteyi de yasaklamamışsa (gerçi yakındır), haftanın müzik videosunu ahlaki zaaflarıma bencileyin pek uygun bir sanatçıdan seçtim: Beth Gibbons. Kendisi beste ve söz yazarı olsa da, çoğunluk onu Portishead grubunun solisti olarak tanıyor.

Gelin toruncukları hurilerin hayalleriyle başbaşa bırakıp yeryüzünde bir kam almaya çalışalım hayattan: Glory Box.

Arabistan'da İç Çamaşırı Boykotu

0 yorum
ic giciklayici ic camasiri
Şu Müslümanlar ilginç insanlar. Reem Asaad (ya da Esad) ekonomi profesörü, Ciddeli. İşi gücü bırakmış (ekonomi tıkırında olsa gerek, petrol hala fışkırıyor, tabii; en azından şanslı azınlık için), Facebook sayfasından bir protesto örgütlemeye başlamış (sosyal paylaşım sitelerini kullanmanın güzel bir örneği). Suudi Arabistan'da Allah protesto mitinglerini yasakladığı için böyle olmak zorunda zira. Sebebi ise şu:

İç çamaşırı satan bir mağaza erkek satıcı (moda deyişle satış temsilcisi) istihdam ediyormuş ve kadınların (bayanların demek istiyorum) beden ölçülerini erkek satıcılara söylemesi (ing.) pek uygunsuz olup, caiz değilmiş. Dikkatinizi çekerim: Kadını görmesi, elini tutması veya konuşması demiyor, meme ve kalça ölçüsünü bilmesi harikulade yanlışmış.

Üniversite profesörleri veryansın ederken ulema durur mu? Onlar da atlamış tramvaya, hep birlikte bütün erkek görevliler atılıncaya dek davul/def çalacaklarmış,  ve müşterileri mağazayı iki haftalık boykota çağırmışlar.

Bu kriz ortamında elin garibanlarını işsiz, dımdızlak ortada bırakmak bana doğru gelmedi. Düşünün: Suudi Arabistan gibi zengin bir ülkede mağazada satıcılığı kim yapar? Ya en gariban Araplar, ya da göçmenler. Bundan dolayı hızlı bir çözüm üretmek durumunda kaldım. Şöyle ki:

Sütyen ve don (ya da tanga, bikini vb) almaya gelen kadınlar, aynen bankalarda olduğu gibi bir sıra numarası alacaklar. Sonra bu fişin arkasına beden ölçülerini yazacaklar. Satıcılar ürünü bulup kasaya verecek, hanımlar da kasiyere (kasiyer kadın olmak zorunda) parayı ödeyip ziynetlerini örtecekler. Müşteri memnun, fakir satıcı memnun, ilahlar memnun.

Çinli Anneler Porno Avında

0 yorum
cinli anne jurisi adaylari
Çin hükümeti düzinelerce anneyi internette porno ve diğer kötü içeriği takiple (ing./fra./çin.) görevlendirdi. eSarcasm bu anne jürisindeki kadınlara açık mektup (ing.) yazmış:

Sevgili Çinli Porno Avcısı Analar,
Öğrendiğimize göre neti dolaşıp porno, iğrençlik ve diğer nahoş içeriği tesbit edecekmişsiniz. Bu uğurda günün önemli bir kısmını harcamaya gönüllü olmuşsunuz. Yandaki fotoğraftan anladığımız kadarıyla, bu asil görev esnasında saatlerce loş bir odada oturmak zorunda kalacaksınız.

Porno polisi analar! Sizinle ortak noktamız çok.

Bizim pek tekin ayakkabı olmadığımız doğru. Biraz saldırganız. Ve evet, Çin'le sık sık dalga geçiyoruz. Fakat porno ve diğer uygunsuz içerik aramak bizim de hoşumuza giden bir uğraş. Genellikle saatlerce. Çoğunlukla yarı karanlık odalarda.

Kabul edin, Çin'in porno takipçisi anaları: Farklılıklarımız çok, ama ortak yönlerimiz de var. Tam olarak şu loş-bir-odada-porno-peşinde-koşma olayı gibi. Durun, bizi hemen deliğe süpürmeyin. İhtiraslarımızı başı dik, alnı açık  paylaşabilen kadınlarla tanışma şansımız pek olmadı; bugüne dek!

Çin'in pornocu anaları, yalan söylemeyeceğiz. Ortak ilgi alanlarımız bir yana, bir grup Asyalı MILF ile karanlık bir odada beraberce porno seyretme fikrinin bize çekici gelmediğini söylersek dürüst davranmamış oluruz. İşte bu yüzden size elimizi uzatmaya karar verdik.

Gelin size yardımcı olalım. Bizi tutun; gelelim, sizinle saatlerce o karanlık odalarda oturarak mümkün olan en iğrenç, en şehvetli pisliği beraberce arayalım. Kutsal görevinizde size yardımcı olalım. Bu kadar porno seyrettikten sonra kendinizi hafif istekli - bizimle vahşi, sınırları olmayan bir orjiye katılacak kadar istekli - hissederseniz, şikayetimiz olmaz doğrusu.

Çin'in porno polisi anaları, birlikte büyük işler başarabiliriz. Büyükten kastımız açık saçık; gerçekten.

Bizi arayın.

xoxo,

eSarcasm

Devamlı Takip Altındayız

0 yorum
Kamu güvenliğine yönelik tehditler artarken, hayatımızın her boyutunu izlemeye yönelik talepler de artıyor. Elektronik postalar, Facebook profilleri, arama sorgularımız, internet alışkanlıklarımız, kısaca özel yaşamımızla ilgili her türlü ayrıntı bir şekilde kaydediliyor.

Toplanan verinin önemli kısmı pazarlama amaçlı ve iyi ya da kötüye kullanılabilir (çoğu kez satış maksadı baskındır) ve şirketlerin elindedir. Keza, emniyet güçlerinin emrinde bariz sebeplerden dolayı hatırı sayılır bilgi mevcut, sokak kameralarından, video kayıt cihazlarına dek.

Peki, rahat mı olmalıyız? Şöyle Türkiye'nin son iki üç yılını bir gözünüzün önünden geçirin: Kaç telefon dinlendi, kaç kişinin bilgisayarları Emniyet'e taşındı, ya da detayını bilemediğimiz kaç kişi henüz duymadığımız yöntem ve tekniklerle takip altında?

Vurgulamak istediğim kimin suçlu ya da suçsuz olduğu değil, özel yaşamımızın ne kadar kolay (hem teknik hem de yasal açıdan) ihlal edilebildiği. Mevcut alışkanlıklarımız sayesinde silemediğimiz izler bırakıyoruz ve günü geldiğinde, bir hata yaptığımızda, bunlar aleyhimize kullanılacak.

Herşey Geçer Hayat Kalır

0 yorum
Neden yağmur istediğim zaman yağmaz; düşmüş, ölü yaprakların üzerinde çıkardığı sesi bana dinletmez? Anlatmamayı tercih ettiği, benden gizlediği şey nedir? Buranın Seattle'dan eksiği nedir? Uykusuzluksa uykusuzluk, yoksunluksa yoksunluk. Esirgeme kendini benden, yağ artık!

yagmuru dinle

Bugün yağmur bir kadın saçıdır
Yeryüzüne dökülen
Upuzun, ince ince
Karanlık kokulu

Sen ki aşkta aldatıldın
Yüreğin taş parçası
Teselli bul türküsünden

Herşey olur
Herşey büyür
Herşey geçer
Hayat kalır

Kadınlar Google'dan Erkekler Google'dan

2 yorum
Arama motorlarını kurcalamak başlı başına zevkli ve hayli ilginç bir uğraş. Arama sorgularının nasıl trend tesbitinde kullanılabileceğini görmüştük. Bu sefer, insanların yatak odalarına girmeye karar verdim. Acaba ülkemizde internet kullanan evli çiftlerin ilgi alanları neydi, en çok neyi merak ediyorlardı, cinsel hayatları nasıldı?

Bunu anlamak için Google'ın geçmiş arama sorgularından derlediği "sorgu tamamlama" (yazdığınız sözcüğe eklemeniz için önerilerde bulunuyor) yönteminde karar kıldım. Venüs'lü kadınlar için "kocamı" yazdım ve bekledim; Mars'lı erkekler için "karımı" yazıp yine Google'ın bir şeyler teklif etmesini umdum. Etti de. Kadınlarınki nisbeten beklentilerime uygun çıktı fakat erkeklerin durumu biraz tuhaf. Sizinle paylaşıyorum:

kadinlar ve google aramalari

erkekler ve google aramalari

Memleket hatunlarının istikbali pek parlak görünmüyor.

Kriz Teğet Geçerken Online Sorgular

0 yorum
Arama motorlarını kullanmak günlük yaşantımızın ayrılmaz bir parçası haline geldi. Gün geçmiyor ki Google, Yahoo ya da MSN'de bir şeye, herhangi bir şeye bakmayalım. Bill Tancer gibi araştırmacılar işte bu arama sorgularını kullanarak trendleri anlamaya (ing.) ve şirketlere fayda sağlamaya çalışıyor. Örneğin diet ve zayıflama ürünlerine ilgi yeniyılın ilk haftasında tavan yaparken, ikinci haftada çöküyor (ne satacaksınız satın ama yalnız bir haftanız olduğunu unutmayın). Küresel ekonomik krizin (bize teğet geçti) etkisini de bu sorgularla hesaplamayı denemişler.

Bulgulara göre kriz, ABD'de en zengin kesimin ünlülerin bloglarına yönelmesini sağlamış. Buna karşılık brokerlik şirketlerine ziyaretler seyrelmiş. Yine, işbulma, para ve indirim kuponu sitelerine hücum olurken, krizden bunalan insanların online oyun, sosyal ağlar ve film kiralama sitelerine yönelerek interneti bir nevi kaçış yerine çevirdiği gözlemlenmiş.

İngiltere'de ise sayısı en fazla artan (%67) sorgu "öğleden sonra" ya da saat beş çayı. 1500'den fazla varyasyonuyla birincilik onda.

Acaba Türkiye'de nasıl bir trend oluşmuştur? Bunun cevabını bilen bir iki şirket var tabii ki. Bize söylerler mi acep?

Gizli Gözyaşı, Caruso 1904

0 yorum
Her ne kadar "gizli" İtalyanca'daki "furtiva"  sözcüğünü karşılamasa da yerine daha iyi bir şey koyamadım, belki "kimseye belli etmeden", ya da "çaktırmadan" olabilirdi. İzleyeceğiniz yorum Enrico Caruso'nun 1904 yılında New York Carnegie Hall'daki konserinden yeniden dijital yapılmış. Dolayısıyla oldukça kaliteli. Una Furtiva Lagrima, Gaetano Donizetti'nin L'elisir D'amore, Aşk İksiri operasından. Videoyu göremeyenler şu linki deneyebilir, belki çalışır. Enrico Caruso hakkındaki bu güzel siteye de göz atmayı unutmayın.


Tanrının Pisliğini Ardından Temizleyin

2 yorum
Tanrının dışkısı hastalık yayar, içme suyunu kirletir. Tanrınızın tasmasını takın ve pislettiği yeri temizleyin, atıklarını kürekle toplayın. Yasa böyle! Uymayana 25-200 dolar para cezası uygulanır.

tanrinin ardindan pisligini toplayin

Eski/Yeni Dünyadan Davetsiz Misafirler

0 yorum
davetsiz misafirler eski yeni dunya cd kapagi
Eski arkadaşlarımdan hiç olmazsa birisinin bir baltaya sap olduğunu görmek güzel. Hasan Uçarsu, sanat eserlerinin üstüne, altına yahut içine tükürüldüğü düttürü ülkemizde yetişmiş değerlerden (benim aksime). Tekfen Filarmoni Orkestrasıyla yaptığı Davetsiz Misafirler, Arp/Çeng için konçertosu çıkmış. Arp ve çengde (bu alete nasıl merak salmış, bilmek isterim doğrusu) Şirin Pancaroğlu var.

Zoe Keating - The Legions, Youtube Versiyonu

1 yorum
Memlekette Youtube yasağı ilelebet devam edeceği için (nedense Türkiye'deki yasaklar dünyada Çin kadar yankı yaratmadı) gençlerin kültür birikiminde ciddi bir gerileme olacağı (ters bir sözcük, biliyorum; birikmeyen şey nasıl azalır ki?) endişesindeyim. Bu amaçla bir "Youtube'dan Seçtiklerim" köşesi oluşturmaya karar verdim. İlk sırayı ünlü çellist Zoe Keating aldı. Kayıt o kadar mükemmel değil ama müziğe söz istemem. Sizi videoyla başbaşa bırakayım: Zoe ve the Legions.



Videoyu göremeyenler müziği dinleyebilir: The Legions (mp3)

Digg'de Yüzyılın Reklamı

0 yorum
Digg, Electronic Arts ve Dante's Inferno ekibi şeytanın bile aklına gelmeyecek bir reklam kampanyasına imza attılar. Bugünlerde Digg ana sayfasının kaynak koduna göz atanlar (Firefox kulanıyorsanız ctrl+u) sitenin kırıldığını düşünebilir ama bu yeni bir oyunun tanıtımı. Gördüğünüz nefis bir ASCII art uygulaması.
Oyunun hedef kitlesi hesaba katıldığında 12'den vurduklarını söylemek mümkün. Paylaşım sitelerini şirketlerin nasıl güzel kullanabileceklerinin gayet akıllıca düşünülmüş bir örneği. Gerçekten de cehennem size düşündüğünüzden daha yakın!

Google ve Çin Karşı Karşıya

0 yorum
Google Cin logosu
Google ile Çin hükümetinin atışması son olarak ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton'un da olaya karışmasıyla (ing.) yeni bir boyut kazandı:

ABD hükümeti internette serbestliğin yayılmasına yardımcı olacaktır. Şirketlerin, dünyanın neresinde olursa olsun, sansürü kabul etmesi beklenemez.

Konuya bihaber olanlar için kronolojik bir özet (ing.) verelim:

  • Eylül 2000: Google, arama motorunun Çince versiyonunu tanıttı.
  • Eylül 2002: Çin, Google'a erişimi iki hafta boyunca yasakladı. Ardından sorgu sonuçlarının sansürlenmesi başladı.
  • Ocak 2006: Google, nihayet pes edip Google.cn adresinden pornografik ve diğer istenmeyen sonuçarı süzerek hizmet vermeye başladı.
  • Mart 2008: Çin, Youtube ve Google News (haberler) sitelerine erişimi yasakladı.Zamanlama Tibet'teki isyanlara denk geldi. 
  • Mart 2009: Youtube'a tekrar yasak geldi (halen yürürlükte). Çin hükümetinin bir yetkilisi, ülkelerinin internetten korktuğu iddialarını yalanladı.
  • Haziran 2009: Arama sonuçlarında hala tek tük porno bulan Çin hükümeti çıldırdı. Google'a erişim, şirket G-noktası geçen sonuçlar dahil olmak üzere bütün sorguları süzene dek yasaklandı (anlaşılan Çinlilerin bu araştırmadan haberleri yoktu).
  • Eylül 2009: Kuruluşundan beri Google operasyonunun başında olan adamcağız görevini bıraktı. Uzmanlara göre bu, Google'la Çin Halk Cumhuriyeti arasındaki sorunların daha da büyüdüğünü gösteriyordu.
  • 12 Ocak 2010: Google artık arama sonuçlarını sansürlemeyeceğini (ing.) açıkladı. Açıklama, Çinli insan hakları savunucularının Gmail hesaplarını barındıran sunuculara yapılan saldırıdan sonra geldi ve gerekirse şirket ofislerinin kapatılacağı bildirildi.
  • 14 Ocak 2010: Çin, Google'ın ülkelerinde iş yapmak istiyorsa yasalarına uyması gerektiği ve yasaların da arama sonuçlarının süzülmesini (yani sansürlenmesi) gerektirdiğini söyleyerek karşılık verdi.
  • 18 Ocak 2010: Kimliği belirsiz kişiler Pekin'de yerleşik iki gazetecinin Gmail hesaplarını kırdı.
  • 18 Ocak 2010: İsmi açıklanmayan bir kaynak, son siber saldırılarda bir Google Çin çalışanının parmağı olabileceğini söyledi.
  • 19 Ocak 2010: Google, Çin'de satışa çıkacak iki Android telefonun piyasaya sürülmesinin ertelendiğini açıkladı. Gecikme, şirketin Çinli yetkililerle sürüp giden anlaşmazlıklarına bağlandı (muhtemelen telefonları rahatça dinlemek istiyorlardı).
  • 21 Ocak 2010: Clinton'un özgürlükçü açıklaması geldi.
  • 22 Ocak 2010: Çin, ABD'yi bilgi emperyalistliğiyle (ing.) suçladı.
Şimdi, kim büyük birader, kim mazlum, kararı siz verin.

İnternette Porno Amerika İçin Iyi

0 yorum
bikinili guzel kiz
Doktor Smartass'in araştırmaları sanılanın aksine internet pornosunun Amerika için iyi (ing.) olduğunu gösterdi. Eğer siz de değişik tüplerde (tube), tabii ki YouTube'u kastetmiyorum, hoşça vakit geçirdikten sonra kendinizi suçlu hissediyorsanız, işte internetin icadı ve pornonun erişilebilir olduğu günden bugüne araştırmanın ortaya çıkardıkları:

  1. Cinsel dikkatsizlik düşmüş. İstenmeyen gebelikler ve bulaşıcı hastalık oranları %50 azalmış.
  2. Gençler arasında seks 1991'den 2005'e %7 azalmış.
  3. Biz bildiğimiz yoldan şaşmayız diyenlerde prezervativ kullanımı %16 artmış. Derinin cazibesi olsa gerek.
  4. Online porno videolarının yaygınlaşması boşanmaları %50lere çekmiş.
  5. 1995'den günümüze cinsel istismar (saldırı, tahrik, tecavüz, vb) %44 gerilemiş.
Smartass'in bulguları cidden çarpıcı ve benim gazelerde okuduklarımı doğruluyor: internetin karartılmasıyla cinsel suçların artması doğru orantılı. Zaten bunu keşfetmek için para ve zaman harcamaya da gerek yok; Amerika için iyi olan, bizim için de iyidir.

Symbian İşletim Sistemi Açık Kaynaklı

0 yorum
symbian kullanilan nokia n serisi
Aralarında Nokia, AT&T, LG, Motorola, NTT Docomo, Samsung, Sony Ericsson, STMicroelectronics, Texas Instruments ve Vodafone'un olduğu cep telefonu üreticilerinin ortaklaşa kullandığı Symbian işletim sistemi artık açık kaynaklı (ing.). Her isteyen, kaynak kodunu istediği şekilde ve her amaçla değiştirebilecek.

Her ne kadar Symbian Vafkı kaynak kodunu açacağını 2008'de beyan etmişse de, zamanlama Google (Android/Nexus One) ve Apple'ın (Iphone) giderek artan baskısının etkili olduğunu düşündürüyor.

Artık meraklıları ve serbest geliştiriciler cep telefonunun hemen her parçasını (bazı sürücülerin istisna olacağı kesin) kurcalayabilecek. Bu, tüketiciler için yeni ufuklar demek. Kişisel arzum bazı terbiyesizlerin telefonumu dinlemesinin önüne geçmek olacak sanırım.

Deri Maske F

0 yorum
Steampunk tarzı deri maske yaratıcısı ve imalatçısı Ukrayna'lı Bob Basset'ten harika bir maske daha. Nefes borusu şeklinde sakalı (hafif kadim Mısır havası veriyor; firavunumsu), çivili gözlüğü, Ortaçağ şövalyelerininkini andıran ağız bölümüyle yine kendini aşmış Bob. Herkesin evinde olması gereken bir aksesuar (yaklaşan Sevgililer Günü'nü de hesaba katıyoruz)!

steampunk tarzi deri maske

Groundhog Gününüz Kutlu Olsun

0 yorum
Bildiğiniz gibi her 2 Şubat'ı Bill Murray'in bir zaman döngüsünün içinde tıkılıp kaldığı gün olarak yadediyoruz. Maddeyi olmasa bile zamanı büken Punxsutawney Phil'in gölgesi her daim üzerinize düşsün.

Elektrikli Bisiklet Kabusu Kapıda

0 yorum
elektrikli bisiklet Manhattan caddelerinde
Çin'de kaza eseri başlayan bir ulaşım devrimi (ing.), yollarda dolaşan elektrikli bisiklet sayısının 120 milyona dayanması ve Hollanda, Fransa, Almanya ve İtalya gibi Avrupa ülkelerinde giderek yaygınlaşmasıyla birlikte, hayatlarını geliri vergilendirmek yerine haraç toplamaya (yakıt, sigara, içki, vb) bağlamış hükümetlerin kabusu olacak gibi.

Elektrikli bisikletler on yıl içinde sıfırdan 11 milyar dolarlık bir endüstri haline geldi. Hindistan gibi ülkelerde de hızla yayılan aracın Türkiye'ye geleceği günü iple çekiyorum. Düşünsenize, dünyanın en pahalı benzinini satıyorsunuz ve kimse almıyor!

Görsel: Nicole Bengiveno/The New York Times

Gerçek ve Sanal Mekanlar

0 yorum
pokemon karakteri pikachu
Kablosuz ağların yaygınlaşması gerçek ve sanal mekanların birbirine karıştığı ilginç pazarlama yöntemlerinin doğumuna tanıklık ediyor. Zincir hamburger mağazaları işleten McDonald's ve Pokemon oyununun yayıncısı Game Freak, Tokyo'da mekan aşan diye tanımlayabileceğimiz bir taktik uygulamakta.

Yalnızca McDonald's dükkanlarından WiFi yoluyla Nintendo DS cihazına indirilebilen bir Pokemon karakteri var ve oyunun içinde bir mekana kuruluyor. Dolayısıyla karaktere ulaşmak için önce hamburger yemeniz, sonra da Nintendo'nuzda karakterciğin bulunduğu yere gitmeniz gerekiyor. Harika bir marka yaratma (branding) uygulaması.

Sosyal Ağlarda 2010 Trendleri

0 yorum
sosyal paylasim siteleri
Kullanıcıların akla gelebilecek her türlü ıvır zıvırı (önemli şeylere ek olarak) paylaştıkları paylaşım sitelerini 2010'da neler bekliyor? Sosyal medyanın kaypak yapısı dikkate alındığında bunu kestirmek pek kolay değil. Yine de, iki sözcük (ikisi de yabancı dilde) öne çıkacak gibi: mobil ve entegrasyon.

Gözlemlerime göre bilgisayar, ister dizüstü ister masaüstü PC şeklinde olsun, cep telefonuna karşı verdiği savaşı genç nesilde yitirdi. Oyun oynamak ve sohbet yoluyla (chat) cinsel tatmin sağlamak dışında, bilgisayar artık cool değil (programlama cazip ya da merak edilen bir şey değil) ve gençler için tek bir oyuncak var: cep telefonu.

Fakat telefonun bir kusuru var: Facebook, Twitter, vb ağlarıyla arası pek iyi değil. İnternet erişimi pahalı olduğu gibi, anılan ve benzeri paylaşım sitelerini PC'de alıştığımız gibi kullanma konusunda ciddi uygulama eksiklikleri var. 2010 bu açıkların kapatılma yılı olacak. Zombiler artık telefonlarıyla tweet edip (ne fiil ama), karşı cinsi seyyar tavlayacaklar. Büyük sermayenin (Google Nexus One, Apple Iphone ile) hamleleri de bunu teyit ediyor.

Blog Yazarlarına Tavsiyeler

0 yorum
"Nasıl başarılı bir blog (günlük) yazarı olurum?" Hatırı sayılır miktarda günlüğüm olduğu için bu soruyla sık karşılaşırım. Cevap başarıyı nasıl tanımladığınıza bağlıdır. Hemen aklıma gelen kıstaslar şunlar:

  • Çok ziyaretçi çekmek
  • Çok okunmak
  • Ziyaretçilerin düzenli yorumda bulunması
  • Kaos yaratmak
  • Para kazanmak
Her kıstas için farklı stratejiler gerekeceği için bu makalede ortak noktaları ele alacağım.

  • Sevdiğiniz bir konu seçin.
Bu belki de en önemlisi, ve belki de herkesin bildiği. Varsın olsun! Hoşunuza giden şeyler hakkında yazmakla, sevmediğiniz, bilginizin az olduğu ya da nefret ettiğiniz şeylerle ilgili yazmak arasında dağlar kadar fark var. Kendinize işkence etmeyin. Zevk almak ayıp değil; size haz veren konular hakkında yazın.

  • Ölmeyecek bir konu seçin.
Moda değişir, gündem sabit kalmaz. Geçen yıl çok tartışılanın bu yıl esamesi bile okunmaz. Bir bakarsınız herkesin dilinden düşmeyen ipod artık kimsenin umrunda değil. Ama çocuk yetiştirmek, pazarlama, vb yüzyıllar sonra bile gündemde olacaktır.

  • Düzenli yazın.
Tabii ki söylemek yapmaktan kolay fakat işin üçkağıdı şu: yazılarınızı sıraya koyun. Çoğu blog yazılımının bunu yapmanıza olanak veren bir işlevi vardır, kullanın! Üç makale yazdınız diye üçünü de yayınlamak zorunda değilsiniz.

  • İçeriğe önem verin.
İlk dört ay okuru mokuru düşünmeyin. Yalnızca yazın ve yüz civarı makale olmadan beklenti içine girmeyin. Ziyaretçilere fayda sağlayacak, bilgilerini artıracak, artı değeri olan fikirler sunun; şişirmeyin. Sonra yazılar arasında bağlantı (link) kurun. Bloğunuzu erken pazarlamayın. Doyurucu olmayan içerik ziyaretçileri soğutur.

  • Konudan sapmayın.
Seçtiğiniz şeye, bu ister hobi, ister müzik, resim, iletişim, sosyal ağlar ya da neyse o olsun, ona sadık kalın. Rahatlamak için başka bir yöntem, daha doğrusu blog bulun.

Kerevizin Yanına Ne Yapsak

0 yorum
Karın yerini iç karartan bir yağmura bırakmasının ardından akşama ne yapsak tasasını kucağımda buldum. Dünden kalmış kerevizin yanına ne yapacağımı düşünerek pencereden yağmuru izliyorum; çiseliyor (devlet-i alinin yetkilileri mübarek ağızlarını açmadan ben söyleyeyim: sele karşı tedbirli olun!). Keşke Saatli Maarif Takvimi olsaydı.

O yaprak yaprak bilgi yumağı. Ne işe yaradığını hala bilmediğim cemrelerin havaya, karaya ve denize düşüşünden, fırtınaları bile bir yıl önceden tahmin edebilen, günün yemeğini (üç veya dört çeşit) sizin için belirleyen o Saatli Maarif Takvimi.

Makarnada karar kıldım.

Osmanlı'yı Osman mı Kurdu?

1 yorum
Tarihin Arka Odası programının konuklarından ismini esefle almayı unuttuğum eski Grekçe'yi iyi bilen ve Bizans tarihi uzmanı olan bir araştırmacı (sanırım öğretim üyesi), Bizanslıların Osmanlı İmparatorluğu'nun kurucusu Osman Bey'e Atman dediklerini söylemişti.

Programda kaynadı ama Bardakçı Orhan'ı nasıl yazdıklarını sormuştu ve yanıt omikronla yazıldığı şeklindeydi. Bu da peltek t, ya da Othman tezini zayıflatıyor. Unutmamak için.

İnternet Kararmış Haberim Yok

2 yorum

Geçen gün tesadüfen bir internet kafeye gittim ve benim olmayan bir bilgisayarı kullanmak zorunda kaldım. Heyhat, internetin yarısına girmek namümkün hale gelmiş benim haberim yok! Sanki millet işi gücü bırakmış, mahkemelere koşmuş. İpini koparan bir sitenin yasaklanmasını istemiş. Orası yasak, buraya erişim yok, teknik inceleme, vs. Mussolini sağ olup görseydi gözleri yaşarırdı: İşte geleceğin kırmızı gömlekli, beyni yumuşamış veletleri böyle yetiştirilir. Bir iki tanesi sansürü aşmanın yollarını öğrenmişse de, gerisinden ne köy olur, ne kasaba.

Sansür kurulu yetmemiş, şiddet öğeleri içeriyor diye Metin 2 oyununu da yasaklamış kaymakamını kimsenin takmadığı ilimizin valiliği (v küçük). Neden kutsal kitapları da yasaklamıyorsunuz? Recm, cihad, kafa kol kesmek, ne istersiniz var. Lakin, o zaman kim şehid olacak?

Prensip olarak, Türkiye denen bu garip diyarda çok az yerli mal ve hizmet satın alıyorum. Ne cep telefonum var (kimse dinleyemiyor), ne sigaraya haraç ödüyorum (pazardan tütün almaktayım), ne de yerli internet hizmet sağlayıcılarını kullanıyorum.

Ve böyle çok mutluyum. Kararan kararsın, bana ne!

Anadolu Selçuklu Çağı Kronolojisi

1 yorum
1071 Sultan Alp Arslan'ın Bizans ordusunu Malazgirt'te yenilgiye uğratması ve Romanos Diogenes ile barış antlaşmasının yapılması.

1072 Bizans'ın antlaşma şartlarına uymaması üzerine Alp Arslan'ın fetih için Türkmenlere izin vermesi ve böylece Anadolu'nun kapılarının Türklere açılması.

1073 Süleyman Şah ve kardeşleri Mansur, Alp İlig ve Devlet'in (Dolat) Doğu Anadolu'daki (Urfa, Birecik) Türkmen grupları tarafından lider olarak tanınması.

1074 Süleyman Şah'ın Antakya'yı kuşatması ve 20.000 altın karşılığı haraca bağlaması.

1075 Süleyman Şah ve kardeşi Mansur'un Konya ve Gevele Kalesi'ni alıp batıya doğru ilerlemeleri.

1078 Süleyman Şah ve kardeşinin Bizans'taki taht mücadelelerinden yararlanarak Boğaz'ın Anadolu sahillerinde etkili bir siyasi güç haline gelmeleri ve destekledikleri Nikephoros Botanelates'in Bizans tahtına çıkması.

1080 Süleyman Şah'ın İznik'i fethi.

1081 Anadolu Selçukluları'nın ilk siyasi antlaşması olan Drakon Çayı ile Bizans İmparatoru Aleksios Komnenos'un Süleyman Şah'a hediye adı altında yıllık haraç vermesi, buna karşılık Süleyman Şah'ın da Drakon Çayı'nı Bizans ile sınır kabul etmesi.

1083 Kilikya (Adana, Anzarbos, Misis) bölgesinin fethi.

1084 Antakya'nın zaptı sırasında Karategin adında bir Türk beyinin Karadeniz sahilindeki Sinop'u alması.

1087 Süleyman Şah'ın ölümünden sonra, rivayete göre Ebu'l Kasım'ın kendisini sultan ilan etmesi ve kardeşi Ebu'l Gazi'yi de Kapadokya emirliğine getirmesi.

1088 Ebu'l Kasım'ın Bizans karşısında tutunabilmek için Drakon Çayı antlaşmasını yürürlükten kaldırıp Marmara kıyılarına akınlar düzenlemeye başlaması ve Kios (Gemlik) şehrini ele geçirerek buraya gemiler inşa ettirmeye başlaması.

1093 I. Kılıçarslan'ın, Çaka Bey'in denizlerdeki gücünden yararlanarak, Marmara sahillerine yerleşmeye çalışan Bizans kuvvetlerini bu bölgeden çıkarması. Çaka Bey'in Abydos'u muhasara etmesi.

1096 Bizans İmparatoru I. Aleksios Komnenos'ın kışkırtması üzerine, Çaka Bey'in güçlenmesini kendisi için tehlikeli bulan I. Kılıçarslan'ın kayınpederini bir ziyafet sırasında öldürtmesi ve Bizans ile ittifak yapması.

1097 I. Kılıçarslan'ın Malatya seferine çıkması ve kenti kuşatması. İznik'teki Selçuklu kuvvetlerinin Haçlı saldırılarına daha fazla direnemeyip, kenti I. Aleksios'a teslim etmeleri üzerine Kılıçarslan'ın eşi ve kızkardeşinin esir düşmesi. Devlet merkezinin Konya'ya taşınması. Bizans'ın Batı Anadolu sahil bölgesini (İzmir, Efes, Sardes) ele geçirmesi.

Hayattan Ne Öğrendim?

0 yorum
Memleketin ruhani yaşamının 1000 yıl öncesine göre daha geriye gitmesi ne üzücü!

Sonsuz bir karanlığın içinden doğdum. Işığı gördüm, korktum.
Ağladım.
Zamanla ışıkta yaşamayı öğrendim.
Karanlığı gördüm, korktum.
Gün geldi sonsuz karanlığa uğurladım sevdiklerimi...
Ağladım.

Yaşamayı öğrendim.
Doğumun, hayatin bitmeye başladığı an olduğunu;
aradaki bölümün, ölümden çalınan zamanlar olduğunu öğrendim.

Zamanı öğrendim.
Yarıştım onunla...
Zamanla yarışılmayacağını, zamanla barışılacağını,
zamanla öğrendim...

İnsani öğrendim.
Sonra insanların içinde iyiler ve kötüler olduğunu...
Sonra da her insanin içinde iyilik ve kötülük
bulunduğunu öğrendim.

Sevmeyi öğrendim.
Sonra güvenmeyi...
Sonra da güvenin sevgiden daha kalıcı
olduğunu,
sevginin güvenin sağlam zemini üzerine kurulduğunu
öğrendim.

İnsan tenini öğrendim.
Sonra tenin altında bir ruh bulunduğunu...
Sonra da ruhun aslında tenin üstünde olduğunu
öğrendim.

Evreni öğrendim.
Sonra evreni aydınlatmanın yollarını öğrendim.
Sonunda evreni aydınlatabilmek için önce çevreni
aydınlatabilmek gerektiğini öğrendim.

Ekmeği öğrendim.
Sonra barış için ekmeğin bolca üretilmesi gerektiğini...
Sonra da ekmeği hakça üleşmenin,
bolca üretmek kadar önemli olduğunu öğrendim.

Okumayı öğrendim.
Kendime yazıyı öğrettim sonra...
Ve bir süre sonra yazı, kendimi öğretti bana...

Gitmeyi öğrendim.
Sonra dayanamayıp dönmeyi...
Daha da sonra kendime rağmen gitmeyi...

Dünyaya tek başına meydan okumayı öğrendim genç yasta...
Sonra kalabalıklarla birlikte yürümek gerektiği fikrine vardım.
Sonra da asil yürüyüşün
kalabalıklara karşı olması gerektiğine aydım.

Düşünmeyi öğrendim.
Sonra kalıplar içinde düşünmeyi öğrendim.
Sonra sağlıklı düşünmenin
kalıpları yıkarak düşünmek olduğunu öğrendim.

Namusun önemini öğrendim evde...
Sonra yoksundan namus beklemenin namussuzluk olduğunu;
gerçek namusun, günah elinin altındayken
günaha el sürmemek olduğunu öğrendim.

Gerçeği öğrendim bir gün...
Ve gerçeğin acı olduğunu...
Sonra dozunda acının,
yemeğe olduğu kadar hayata da lezzet kattığını öğrendim.

Her canlının ölümü tadacağını,
ama sadece bazılarının hayatı tadacağını
öğrendim.

-- Mevlana

Eyleme Beni

0 yorum
Yazmak beni rahatlatıyor. Aklıma gelen, unutmak istemediğim, ya da daha sonra ayrıntılı şekilde yazmak istediğim konuları bu günlüğe atıyorum. Bir çeşit Roman vapuru gibi. Açıkça söylemek gerekirse, günlüğe daha havalı bir isim bulmak isterdim, ama bütün isimlerin alınması beni zora soktu. Olsun! Biz de bekleriz. Sonraki kervana dek.

2009'un En Başarısız Girişimleri

0 yorum
Bazen bu gezegenin güneşin çevresinde nasıl sakin sessiz dönmeye devam ettiğini kavramakta zorlanıyorum. Ekteki videoda insanların çabalamalarını gördükçe, mucizenin büyüklüğünü daha iyi idrak ediyorsunuz.

Tarihin Arka Odasındaki Cüceler

0 yorum
Habertürk TV'de Murat Bardakçı'nın sunduğu "Tarihin Arka Odası" severek izlediğim programlardan biri. Ortaya çıkan görüş ve savların yaklaşık üçte birine katılmasam bile, sanırım tiryaki sınıfına sokulabilirim. Yalnız Bardakçı'nın önemli bir kusuru var: cücelere fazla önem veriyor. Cüce dediklerim programı bilgisayarları kucağında izleyip, gerekli gereksiz, çoğu da anlamsız laf sokuşturanlar.

Oysa cücelerle mücadelenin tek ama tek yöntemi var: onları umursamamak. Bir iki tanesinin garip fikirlerinin programa heyecan katmak için okunması hoşgörülebilse bile, buna lüzum olduğu kanısında değilim. Zira, tartışılan konuların çoğu zaten netameli ve toplumca yanlış ya da yüzeysel bilinen konular ve cüceler olmasa bile sivri ve eğlendirici savlar ileri sürülecektir.

Şöyle düşünün: hangi akıl sağlığı yerinde insan, elinde bilgisayarı, birisine laf atmak için gecenin ilerlemiş saatlerinde TV karşısında bekler? Bu kişiyi orgazma ulaştıracak tek şey saçma mesajının kaale alınıp televizyonda okunmasıdır.

İlgi cüceyi devleştirir.

Türkçe Zenginleşti mi?

0 yorum
Yabancı kelimelerin geçmişte (Arapça ve Farsça) ve günümüzde (İngilizce ve Fransızca) dilimizde ağırlığını artırması hep polemik konusu olmuştur. Bence yanıtı gün gibi açık bu sorunun niye tartışıldığı hala bir muamma.

Diyelim bir kavram veya nesnenin dilde karşılığı yok. Dışarıdan alınan sözcüğün dili zenginleştireceği açık. Öte yandan ükenin coğrafi konumu ve ticari, kültürel ilişkilerinin hep Hint-Avrupa dil ailesinin üyeleriyle olması, bir Ural-Altay dili olan Türkçe'nin yapısını bozuyor. Sözün özü, zenginlik dili bozuyor. İdeal olanı, mümkünse sözcüklerin Altay dillerinden alınması.

Bütün İsimler Alınmıştı

1 yorum
Makul sayıda günlük (blog) tutuyorum ve bunların çoğu belirli konular hakkında, tematik bloglar. Ne var ki, insan ister istemez konudan zamanla sapıyor. Tabii ki bunun sakıncası olduğu söylenemez ama günlüklerin kapsamının genişlemesi hoşuma gitmiyor. Dolayısıyla, sapınca gidecek bir yeri olması lazım kervanın.

Maalesef insan aradığında, dehşetle isim kalmadığını farkediyor. Bu yüzden ben de Pir Sultan Abdal'ın çok sevdiğim dizelerinden bir isim seçtim:

Geçti dost kervanı,
Eyleme beni.

CSS Resimleri

0 yorum