ozgurluk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ozgurluk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

ShinGETsu, P2P BBS

0 yorum
E-insanın cennetten kovulmasına sayılı günler kaldı. Mahşerin dört atlısı, din adamı, politikacı, tüccar üçlüsü ve sokaktaki vasat insan çemberi kapatmak üzere. Bu ve ileriki yazılarda, Yeni Yeryüzü'nde ihtiyaç duyacağınız programları tanıtacağım. Bana lazım olmaz demeyin ve bu seride çıkan bütün kayıtları favoriler, bookmarklar, beğenilenler ya da her neyse onun altında toplayın bir köşede dursun, kullanmayacak olsanız bile; zira, cennetten size ateşi çalacak bir Prometheus olmayabilir.

shingetsu internet relay bbs yazilimi
İlk sırada shinGETsu var. ShinGETsu, P2P (peer to peer) altyapısını kullanan bir BBS (ing.: Bulletin Board System) yazılımı; teknik jargonla söylersek internet relay bbs. Bir tür forum gibi düşünebilirsiniz. En önemli özelliği hosting şirketlerinden sunucu kiralanmasına gerek duymaması. Üç dört arkadaş bilgisayarlarınız yardımıyla, kablosuz ağınızın yettiği mesafede, ki bu mesafe ilginç başka yazılımlar sayesinde oldukça genişleyebilir, gerekirse herhangi bir internet hizmet sağlayıcıya gereksinim duymadan çalışabilme yeteneği olan bir program. Tabii ki hizmet sağlayıcı olmaksızın böyle bir sistemi nasıl kuracağınızı ayrıca inceleyeceğiz.

Gibson'un önceden tespit ettiği gibi, geleceği görmenin yolu Yunanistan'dan değil, Japonya'dan geçiyor; yeni Oracle orada. İhtiyaç duymamanız dileğiyle.

E-insan Cennetten Kovuldu

0 yorum
shibuya kavsagi, japonya, tokyo

Siberuzay bir hayal miydi? Gibson'un isim babalığını yaptığı bu kavram dar bir çevrede yaşayan azınlık (maalesef) için farklı bir anlama geliyor. Peki neydi o? Dick'ten, Asimov, Herbert, Sterling, Burroughs, Ballard ve diğer siberpankçılardan esinlenmiş, internetin yükünü çekmiş, bugün bize sıradan gelen bir çok uygulamanın tasarımında ve yaygınlaşmasında önemli roller üstlenmiş o azınlık için siberuzay ne demekti?

Herşeyden önce alter egonuzun, bastırılmış benliğinizin, gerçek sizin ortaya çıkacağı, sınırların ve kısıtların olmadığı bir elektron bulamacında yüzdüğü, olamadığınızı olduğunuz ve kendinizi aştığınız bir yerdi. Sorumluluk yoktu, bu yüzden baskı da yoktu. Sizi aşağılık duygusuna mahkum eden (haklı ya da haksız, yerli ya da yersiz), yetersiz hissettiren düşüncelerin içinde barınamadığı, oksijensiz kaldığı devasa bir okyanustu, adeta bir e-über-idea.

Üniversitelerin koridorlarında doğmuş olan bu entellektüel deney cini birgün lambasından kaçtı ve yaşları küçük ama idealleri büyük yeni yetmelere ulaştı: Çevirmeli modemlerle birlikte BBS'lerin çağı başlamıştı. Zekaları nedeniyle toplumdan soyutlanan bu veletler düşünülmeyeni düşündüler, yapılmayanı yaptılar ve Mentor'un dediği gibi bazılarını bayağı korkuttular.

Derken iş dünyası interneti keşfetti: Fırsat = para. Dağıtım masraflarının olmadığı, pazarlamanın çok ucuza malolduğu bir yer gibi geldi onlara, en azından başlangıçta. Ama bilginin itibar ve güç, paylaşmanın norm olduğu bu ucubik yer onlara pahalıya patladı. Derslerini, kelimenin iki anlamıyla da aldılar: Bu garip yeri gerçek dünyaya benzetemedikleri sürece onlara ekmek yoktu; kaos, ticaret için kötüydü. Discordia öldürülmeliydi. Yasalar, kurallar, polis, zabıta, kısacası düzen olmalıydı. Bilgi gizlenmeliydi ki para getirsindi. Neyse ki müttefikleri yeterince güçlüydü: politikacılar ve din adamları. Yasalar ve yasaklar peşpeşe geldi. Anonimlik lanetlendi. Siberuzay boğulmuş, sanal tüketim dünyası doğmuştu. Hayaller, duygular, mektuplar, fotoğraflar, reklamların gıdasıydı artık.

Bütün olumsuzluklara karşın, yine de birileri bunları öngürmüştü. Varolan kural takımadalarının ücra köşelerinde sessiz gerilla hücreleri oluşturdular. Mevcut protokollerle erişilemeyen, hatta yeni işletim sistemleri gerektiren serbest şehirler: Yeni Yeryüzü: Gizli Shibuya'lar diyarı!

Tarih tekerrür ediyor ve e-insan cennetten kovuluyor. Yeni Yeryüzü ise henüz çok ilkel; düşünsenize, video bile yok. Yine de sorun değil; en azından bizler, internetin yalnızca metin (yazı) olduğu günlerde Mandy'nin resmini nokta vuruşlu yazıcılarda basıp seyretmenin hazzını yaşamış olanlar için.

Yazıya özellikle link konulmamıştır.

Sanal Türk/Çin Seddi

0 yorum
Baskı rejimleri hiç değişmez; sansür ve yasaklar ister ideoloji uğruna, ister yukarıdan gelen talimatla, isterse çocukları korumak adına dayatılsın. Hepsi, herşeyden önce kendi zihinlerinin tezahürüdür. Görmek istemedikleri, daha doğrusu kimsenin görmesini istemedikleri şey kendi kafalarındaki çarpık düşüncelerdir. Yasak, ayna gibidir.

Ne yasaksa, yasaklayanların onunla sorunu vardır ama yüzleşmek zordur, ve cesaret ister. Maalesef yasakçılar korkaktır. Problem halının altına süpürülür ve ikiyüzlülük sürer gider. Gerçeklerse gazetelerin üçüncü sayfasında sessiz çığlıklarını atar; ta ki onlar da yasaklanana dek.

Buyrun, Çin'de erişimi engellenen site ve sözcüklerin haritası. Bakalım Çin gerontokrasisinin derdi neyleymiş anlayabilecek misiniz?

Devamlı Takip Altındayız

0 yorum
Kamu güvenliğine yönelik tehditler artarken, hayatımızın her boyutunu izlemeye yönelik talepler de artıyor. Elektronik postalar, Facebook profilleri, arama sorgularımız, internet alışkanlıklarımız, kısaca özel yaşamımızla ilgili her türlü ayrıntı bir şekilde kaydediliyor.

Toplanan verinin önemli kısmı pazarlama amaçlı ve iyi ya da kötüye kullanılabilir (çoğu kez satış maksadı baskındır) ve şirketlerin elindedir. Keza, emniyet güçlerinin emrinde bariz sebeplerden dolayı hatırı sayılır bilgi mevcut, sokak kameralarından, video kayıt cihazlarına dek.

Peki, rahat mı olmalıyız? Şöyle Türkiye'nin son iki üç yılını bir gözünüzün önünden geçirin: Kaç telefon dinlendi, kaç kişinin bilgisayarları Emniyet'e taşındı, ya da detayını bilemediğimiz kaç kişi henüz duymadığımız yöntem ve tekniklerle takip altında?

Vurgulamak istediğim kimin suçlu ya da suçsuz olduğu değil, özel yaşamımızın ne kadar kolay (hem teknik hem de yasal açıdan) ihlal edilebildiği. Mevcut alışkanlıklarımız sayesinde silemediğimiz izler bırakıyoruz ve günü geldiğinde, bir hata yaptığımızda, bunlar aleyhimize kullanılacak.

Google ve Çin Karşı Karşıya

0 yorum
Google Cin logosu
Google ile Çin hükümetinin atışması son olarak ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton'un da olaya karışmasıyla (ing.) yeni bir boyut kazandı:

ABD hükümeti internette serbestliğin yayılmasına yardımcı olacaktır. Şirketlerin, dünyanın neresinde olursa olsun, sansürü kabul etmesi beklenemez.

Konuya bihaber olanlar için kronolojik bir özet (ing.) verelim:

  • Eylül 2000: Google, arama motorunun Çince versiyonunu tanıttı.
  • Eylül 2002: Çin, Google'a erişimi iki hafta boyunca yasakladı. Ardından sorgu sonuçlarının sansürlenmesi başladı.
  • Ocak 2006: Google, nihayet pes edip Google.cn adresinden pornografik ve diğer istenmeyen sonuçarı süzerek hizmet vermeye başladı.
  • Mart 2008: Çin, Youtube ve Google News (haberler) sitelerine erişimi yasakladı.Zamanlama Tibet'teki isyanlara denk geldi. 
  • Mart 2009: Youtube'a tekrar yasak geldi (halen yürürlükte). Çin hükümetinin bir yetkilisi, ülkelerinin internetten korktuğu iddialarını yalanladı.
  • Haziran 2009: Arama sonuçlarında hala tek tük porno bulan Çin hükümeti çıldırdı. Google'a erişim, şirket G-noktası geçen sonuçlar dahil olmak üzere bütün sorguları süzene dek yasaklandı (anlaşılan Çinlilerin bu araştırmadan haberleri yoktu).
  • Eylül 2009: Kuruluşundan beri Google operasyonunun başında olan adamcağız görevini bıraktı. Uzmanlara göre bu, Google'la Çin Halk Cumhuriyeti arasındaki sorunların daha da büyüdüğünü gösteriyordu.
  • 12 Ocak 2010: Google artık arama sonuçlarını sansürlemeyeceğini (ing.) açıkladı. Açıklama, Çinli insan hakları savunucularının Gmail hesaplarını barındıran sunuculara yapılan saldırıdan sonra geldi ve gerekirse şirket ofislerinin kapatılacağı bildirildi.
  • 14 Ocak 2010: Çin, Google'ın ülkelerinde iş yapmak istiyorsa yasalarına uyması gerektiği ve yasaların da arama sonuçlarının süzülmesini (yani sansürlenmesi) gerektirdiğini söyleyerek karşılık verdi.
  • 18 Ocak 2010: Kimliği belirsiz kişiler Pekin'de yerleşik iki gazetecinin Gmail hesaplarını kırdı.
  • 18 Ocak 2010: İsmi açıklanmayan bir kaynak, son siber saldırılarda bir Google Çin çalışanının parmağı olabileceğini söyledi.
  • 19 Ocak 2010: Google, Çin'de satışa çıkacak iki Android telefonun piyasaya sürülmesinin ertelendiğini açıkladı. Gecikme, şirketin Çinli yetkililerle sürüp giden anlaşmazlıklarına bağlandı (muhtemelen telefonları rahatça dinlemek istiyorlardı).
  • 21 Ocak 2010: Clinton'un özgürlükçü açıklaması geldi.
  • 22 Ocak 2010: Çin, ABD'yi bilgi emperyalistliğiyle (ing.) suçladı.
Şimdi, kim büyük birader, kim mazlum, kararı siz verin.

İnternette Porno Amerika İçin Iyi

1 yorum
bikinili guzel kiz
Doktor Smartass'in araştırmaları sanılanın aksine internet pornosunun Amerika için iyi (ing.) olduğunu gösterdi. Eğer siz de değişik tüplerde (tube), tabii ki YouTube'u kastetmiyorum, hoşça vakit geçirdikten sonra kendinizi suçlu hissediyorsanız, işte internetin icadı ve pornonun erişilebilir olduğu günden bugüne araştırmanın ortaya çıkardıkları:

  1. Cinsel dikkatsizlik düşmüş. İstenmeyen gebelikler ve bulaşıcı hastalık oranları %50 azalmış.
  2. Gençler arasında seks 1991'den 2005'e %7 azalmış.
  3. Biz bildiğimiz yoldan şaşmayız diyenlerde prezervativ kullanımı %16 artmış. Derinin cazibesi olsa gerek.
  4. Online porno videolarının yaygınlaşması boşanmaları %50lere çekmiş.
  5. 1995'den günümüze cinsel istismar (saldırı, tahrik, tecavüz, vb) %44 gerilemiş.
Smartass'in bulguları cidden çarpıcı ve benim gazelerde okuduklarımı doğruluyor: internetin karartılmasıyla cinsel suçların artması doğru orantılı. Zaten bunu keşfetmek için para ve zaman harcamaya da gerek yok; Amerika için iyi olan, bizim için de iyidir.

İnternet Kararmış Haberim Yok

2 yorum

Geçen gün tesadüfen bir internet kafeye gittim ve benim olmayan bir bilgisayarı kullanmak zorunda kaldım. Heyhat, internetin yarısına girmek namümkün hale gelmiş benim haberim yok! Sanki millet işi gücü bırakmış, mahkemelere koşmuş. İpini koparan bir sitenin yasaklanmasını istemiş. Orası yasak, buraya erişim yok, teknik inceleme, vs. Mussolini sağ olup görseydi gözleri yaşarırdı: İşte geleceğin kırmızı gömlekli, beyni yumuşamış veletleri böyle yetiştirilir. Bir iki tanesi sansürü aşmanın yollarını öğrenmişse de, gerisinden ne köy olur, ne kasaba.

Sansür kurulu yetmemiş, şiddet öğeleri içeriyor diye Metin 2 oyununu da yasaklamış kaymakamını kimsenin takmadığı ilimizin valiliği (v küçük). Neden kutsal kitapları da yasaklamıyorsunuz? Recm, cihad, kafa kol kesmek, ne istersiniz var. Lakin, o zaman kim şehid olacak?

Prensip olarak, Türkiye denen bu garip diyarda çok az yerli mal ve hizmet satın alıyorum. Ne cep telefonum var (kimse dinleyemiyor), ne sigaraya haraç ödüyorum (pazardan tütün almaktayım), ne de yerli internet hizmet sağlayıcılarını kullanıyorum.

Ve böyle çok mutluyum. Kararan kararsın, bana ne!