Milli Eğitim Müdürü İbrahim Ceylan'a, televizyon programında "Hangi tarlada yetişiyor bu müdürler" diyerek hakaret ettiği iddiasıyla yargılanan Müjde Ar, 11 ay 20 gün hapis cezasına çarptırıldı. Ar'ın cezası 5 yıl ertelendi. Müdür Ceylan, öğrencilerin okul çantaları, araç ve gereçlerinde kullanılan yabancı hayali kahramanları müstehcen bulmuş ve yerine Nasreddin Hoca, Keloğlan gibi Türk milli kahramanlarının figür ve resimlerinin kullanılması için çalışmalar yaptıklarını söylemişti.
TC etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
TC etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Çilek Tarlasından Gelen Adam
Müjde Ar beğendiğim sanatçılardan. Gerçi NTV'de sunduğu programı izliyor değilim (TV ile pek aram yok) ama kendisine verilen hapis cezası sayesinde iyi bir şeyi kaçırmış olduğumu anladım. Olay şöyle:
Dövmek Sanattır
Karısını keserle dövüp hastanelik eden Konyalı yurttaşımızın hikayesini çoğunuz okumuştur; sanırım kadıncağız kurtarılamadı ve yaşamını yitirdi. Bu dayak işi oldum olası ilgimi çekmiştir. Neden vurur erkek kadına, üstelik keser gibi gayet ilkel ve amaca uygun olmayan bir alet ile? Niye insanımızda estetik ve haz duygusu bu kadar az gelişmiştir?
Oysa dövmek bir sanattır ve zevk için yapıldığında, hele bir de doğru araçlar kullanılırsa size farklı bir dünyanın erotik kapılarını aralar. Diyelim bu Pazartesi günü yorgun argın işten döndünüz, tabii bir işiniz olduğunu varsayıyorum. Eğer yoksa, keseri, baltayı alın ve üç dört saat odun kesin - onlar bu iş için kullanılır, ve biraz yorulun. İşte şimdi havaya girmek üzeresiniz, burnunuzda tütüyor - hayır, zeytinyağlı dolmadan bahsetmiyorum, o tanıdık sıcaklık kasıklarınızdan göğsünüze doğru yükselmekte. Dövmelisiniz, dayak atmazsanız gözünüze uyku girmeyecek! Alın size adres (ing.), en azından yolunu yordamını öğrenmek zahmetine katlanın. Marquis de Sade sizinle gurur duyuyor; küçük bir ihtimal ama neyse.
Oysa dövmek bir sanattır ve zevk için yapıldığında, hele bir de doğru araçlar kullanılırsa size farklı bir dünyanın erotik kapılarını aralar. Diyelim bu Pazartesi günü yorgun argın işten döndünüz, tabii bir işiniz olduğunu varsayıyorum. Eğer yoksa, keseri, baltayı alın ve üç dört saat odun kesin - onlar bu iş için kullanılır, ve biraz yorulun. İşte şimdi havaya girmek üzeresiniz, burnunuzda tütüyor - hayır, zeytinyağlı dolmadan bahsetmiyorum, o tanıdık sıcaklık kasıklarınızdan göğsünüze doğru yükselmekte. Dövmelisiniz, dayak atmazsanız gözünüze uyku girmeyecek! Alın size adres (ing.), en azından yolunu yordamını öğrenmek zahmetine katlanın. Marquis de Sade sizinle gurur duyuyor; küçük bir ihtimal ama neyse.
Fallar Sallar Falcı Bacı
Panda Burcu (4 Ocak - 6 Şubat): Beyaz atlı prensiniz ameliyatla cinsiyet değiştirmeye karar verdi; şansınıza küsün.
Kelebek Burcu (6 Şubat - 11 Mart): Kalbiniz onu görünce pırpır ediyor; hemen bir kardiyoloğa görünün.
Sazan Burcu (12 Mart - 14 Nisan): Sığ sulardan kaçının; av mevsimi başladı.
Suaygırı Burcu (15 Nisan - 17 Mayıs): Yediğiniz içtiğiniz sizin olsun ama gelin beni dinleyin ve kilo verin.
Karınca Burcu (18 Mayıs - 20 Haziran): Aldığınız ücretle bir yere varmanız mümkün değil; makul hayaller kurun.
Sığır Burcu (21 Haziran - 23 Temmuz): Biraz derlenip toparlanın, çok dağınıksınız.
Serçe Burcu (24 Temmuz - 27 Ağustos): Bugün kendinizi kuş gibi hafif hissedeceksiniz.
Yırtmaç Burcu (28 Ağustos - 30 Ekim): Gün sizin gününüz; doğum kontrolüne dikkat!
Ters Burç (1 Kasım - 3 Ocak): Ne yaparsanız yapın, farketmez. Siz şanssız doğmuşsunuz.
Beşi ıskalar, biri tutar. Gelsin kazlar!
Kelebek Burcu (6 Şubat - 11 Mart): Kalbiniz onu görünce pırpır ediyor; hemen bir kardiyoloğa görünün.
Sazan Burcu (12 Mart - 14 Nisan): Sığ sulardan kaçının; av mevsimi başladı.
Suaygırı Burcu (15 Nisan - 17 Mayıs): Yediğiniz içtiğiniz sizin olsun ama gelin beni dinleyin ve kilo verin.
Karınca Burcu (18 Mayıs - 20 Haziran): Aldığınız ücretle bir yere varmanız mümkün değil; makul hayaller kurun.
Sığır Burcu (21 Haziran - 23 Temmuz): Biraz derlenip toparlanın, çok dağınıksınız.
Serçe Burcu (24 Temmuz - 27 Ağustos): Bugün kendinizi kuş gibi hafif hissedeceksiniz.
Yırtmaç Burcu (28 Ağustos - 30 Ekim): Gün sizin gününüz; doğum kontrolüne dikkat!
Ters Burç (1 Kasım - 3 Ocak): Ne yaparsanız yapın, farketmez. Siz şanssız doğmuşsunuz.
Beşi ıskalar, biri tutar. Gelsin kazlar!
Bakire Fiyatları Düşecek
Henüz 12 yaşındayken, 12.000 lira başlık parasına yiğit bir Anadolu delikanlısına (evet, öküz herif 40 yaşında biliyorum ama delikanlı sözcüğünün anlamı çoktan kaydı) satılan Suriyeli kızın başına gelenleri duymuşsunuzdur; sanırım Posta gazetesindeydi. İşin acı yanı, kızın tekrar ailesine geri verilmesi. Neden? Memleket ekonomisine kastınız mı var? Onikisinde ve bakireyken 12.000 lira eden -o da iki taksitte- o kız artık kaç para eder ki?
Buradan yetkilileri uyarıyorum. Bu hal ve tavırlarınız yerli bakire fiyatlarını olumsuz etkileyecek. Köle tüccarlarını ve sübyancıları cesaretlendiriyorsunuz (evlilik yaşını 14'e çekmek için yoğun bir lobi çalışması yürütmüşlerdi, hatırlarsınız). Sizin yüzünüzden bilumum fakir ülkelerin kızları ülkemize akın edecek ve başlık paraları yerlerde sürünecek, kredine kartına beş on taksit yapılacak. Derhal bir inceleme başlatılsın, gerekirse anti-damping vergisi konulsun ve ithal bakire girişi engellensin. Bakirelerimizin gururuyla, yani fiyatıyla demek istiyorum, kimsenin oynamaya hakkı yok.
Buradan yetkilileri uyarıyorum. Bu hal ve tavırlarınız yerli bakire fiyatlarını olumsuz etkileyecek. Köle tüccarlarını ve sübyancıları cesaretlendiriyorsunuz (evlilik yaşını 14'e çekmek için yoğun bir lobi çalışması yürütmüşlerdi, hatırlarsınız). Sizin yüzünüzden bilumum fakir ülkelerin kızları ülkemize akın edecek ve başlık paraları yerlerde sürünecek, kredine kartına beş on taksit yapılacak. Derhal bir inceleme başlatılsın, gerekirse anti-damping vergisi konulsun ve ithal bakire girişi engellensin. Bakirelerimizin gururuyla, yani fiyatıyla demek istiyorum, kimsenin oynamaya hakkı yok.
Cesaret Treni Bu Duraktan Geçmez
Bu toprağın insanlarının beceremediği iki şey var:
Dinlenmeyi de beceremeyiz. Eşek gibi çalışmak, alınteri dökmek, emek vb hakkında laf çoktur. Yine de dinlenmekten çok kaytarmayı biliriz. Tatilde ikircikliyizdir. "Satmışım anasını" deyip kurtlarımızı dökmek ne zor gelir bize. Davranışlarımızı kimsenin akılcı bir tanımını yapamayacağı toplumsal bir idea belirler. Yaftalar için savaşırken birey yok olur gider. Şairin dediği gibi:
Ataol Behramoğlu "Yaşadıklarımdan Öğrendiğim Bir Şey Var" şiirinde (Ayfer'e teşekkürler) dokunmuş konuya. Ya siz? Boşa kürek mi çekiyorsunuz, yoksa bir şey öğrendiniz mi? Dersimi aldım mı diyorsunuz, peki hiç uyguladınız mı? Cesaret trenini beklemekten yorulmadınız mı?
- Sevmek
- Dinlenmek
Dinlenmeyi de beceremeyiz. Eşek gibi çalışmak, alınteri dökmek, emek vb hakkında laf çoktur. Yine de dinlenmekten çok kaytarmayı biliriz. Tatilde ikircikliyizdir. "Satmışım anasını" deyip kurtlarımızı dökmek ne zor gelir bize. Davranışlarımızı kimsenin akılcı bir tanımını yapamayacağı toplumsal bir idea belirler. Yaftalar için savaşırken birey yok olur gider. Şairin dediği gibi:
Kucakladın mı sımsıkı kucaklayacaksın arkadaşını
Kavgaya tüm kaslarınla, gövdenle, tutkunla gireceksin
Ve uzandın mı bir kez sımsıcak kumlara
Bir kum tanesi gibi, bir yaprak gibi, bir taş gibi dinleneceksin
Ataol Behramoğlu "Yaşadıklarımdan Öğrendiğim Bir Şey Var" şiirinde (Ayfer'e teşekkürler) dokunmuş konuya. Ya siz? Boşa kürek mi çekiyorsunuz, yoksa bir şey öğrendiniz mi? Dersimi aldım mı diyorsunuz, peki hiç uyguladınız mı? Cesaret trenini beklemekten yorulmadınız mı?
Sexsexsexsexsexsex.com ya da David ile Fatima
Bu özet kullanılabilir değil. Yayını görüntülemek için lütfen
burayı tıklayın.
Gönderen
Archiver
09 Mart 2010
16:58
Türk Tütününün Absürd Yolculuğu
Badem bıyıklı hükümetimizin sigaraya karşı tutumu malum; gerçi onlar keyif ve zevk veren herşeye karşılar ama konumuz o değil. Viyana kapılarından gerisin geri döndüğümüz günden beri kendi kendimizi yağmalıyoruz. Sistem şöyle işliyor:
Üretim, imalat, tasarım zor iş. Öğrenmeniz, çalışmanız, çabalamanız, ter dökmeniz gerek. Talansa öyle değil; iktidara gelmeniz yeterli: Salarsınız harcı vergiyi, canınız kime istiyorsa ona aktarırsınız. Tütün ürünlerinde de böyle. Toplam vergi gelirlerinin %10'u yalnızca sigaradan geliyor ve toplanan parayla birileri ayaklarını bedava yıkıyor.
Yanlış anlaşılmasın: sigaranın fiyatıyla sorunum yok, ama madem haracı ben ödüyorum, nasıl harcanacağında da söz hakkım olmalı diye düşünüyorum. Demokrasiyi çoğu insan gibi kıçından anlamamışsanız, kuvvetler ayrılığı ilkesinin burada da geçerli olduğunu çabucak görürsünüz.
Üretim, imalat, tasarım zor iş. Öğrenmeniz, çalışmanız, çabalamanız, ter dökmeniz gerek. Talansa öyle değil; iktidara gelmeniz yeterli: Salarsınız harcı vergiyi, canınız kime istiyorsa ona aktarırsınız. Tütün ürünlerinde de böyle. Toplam vergi gelirlerinin %10'u yalnızca sigaradan geliyor ve toplanan parayla birileri ayaklarını bedava yıkıyor.
Yanlış anlaşılmasın: sigaranın fiyatıyla sorunum yok, ama madem haracı ben ödüyorum, nasıl harcanacağında da söz hakkım olmalı diye düşünüyorum. Demokrasiyi çoğu insan gibi kıçından anlamamışsanız, kuvvetler ayrılığı ilkesinin burada da geçerli olduğunu çabucak görürsünüz.
Kocamı Nasıl Baştan Çıkarabilirim?
Kısa cevap: Çıkaramazsınız.
Uzun cevap: Bu meşum sorunun internete giren çıkan kadınlarca sık sorulduğunu tesbit etmiştik. Bir kadının cinsel yaşamında mutlu değilken evliliğini şu veya bu sebeple sürdürmesi çok üzücü, ama çareyi web sayfalarında aramak? Bunun hakkını verecek sıfat bulmak zor. Madem ki "kocamı nasıl baştan çıkarabilirim?", "onu nasıl mutlu ederim?" benzeri sorular mevcut, cevapları da olmak zorunda.
İlk akla gelen çare bir psikoloğa danışmak veya beraberce terapi görmek gibi görünebilir; ne de olsa yabancı TV dizilerinde böyle oluyor. Ama kısa bir analiz size bu çabanın beyhude olduğu gösterir. Zira problem psikolojik değil kültüreldir. İşin tuhaf yanı bu hem hasta (kocanız), hem de doktorunuz için geçerlidir.
Sevgili ülkemizde ruh hekimleri Batı kaynaklı kitaplarla eğitilirler. Söz konusu eserlerdeki görüşler cinselliğin bize göre nisbeten doğal karşılandığı memleketlerde araştırmalarla desteklenmiştir; yani o ülkeler ve o kültürün insanları için teşhis ve tedavi doğrudur. Örneğin tecavüzü ele alalım (konuyla ilişkilendireceğim, sabırlı olun). Bu kitaplar özetle şunu söyler:
Değişik tecavüzcüler değişik nedenlerle tecavüz ederler, ve farklı zamanlarda farklı saikler söz konusu olabilir (Muehlenhard, Danoff-Burg, and Powch 1996). Tek bir teori hepsini açıklamaz. Evlilik içi ve dışı tecavüzlerde yanlış bilinen ve yaygın mitler (ing.) şunlardır:
- Adam erkekliğini kanıtlamak için seks yapmalıdır.
- Kadın hayır dediğinde aslında evet demek istiyordur, dolayısıyla kulak tıkanabilir.
- Kadın oynaşıyorsa (öpüşmek, okşamak gibi) ilişkiden kaçamaz.
- Kocayla karı arasındaki mesele kimseyi ilgilendirmez.
- Erkek evin direğidir.
Bunlar tecavüze yol açabilecek inanışlardır (Burt 1991). Tecavüz seksle değil şiddet, güç ve hükmetmeyle alakalıdır (buraya dikkat).
Psikolog adayları bu ve benzerlerini öğrenir; cinsellik ise mutluluk, haz ve üreme için vardır. İşte sıkıntı da tam bu noktada başlar (hem hekim hem hasta için).
Cinsellik ortalama Türk erkeği için ne ifade eder? Gelin iyice düşünelim. Üreme kısmını geçersek mutluluk ve haz için mi yapılır? Yoksa şu faktörler daha mı ağır basar?
- Ceza ve intikam: Nefret ettiği birini cezalandırmanın en güzel yolu onunla ilişkili kadınlarla yatmak (kirletmek) değil midir? Töre cinayetlerini düşünün.
- Hakaret: Ananı, bacını .ikerim.
- Hükümranlık: Bizzat eylem için kullanılan fiilin kendisi çarpıktır; beraberce yapılan bir şeyi değil, erkeğin kadına yaptığını ifade eder. Bu yüzden bekaret önemlidir; ikinci el malı kimse istemez.
- Mülkiyet: Seks kadının erkeğin mülkü olduğunu tescil eder ve bu tescil daima geçerlidir. Ülkemizde boşanmış kadınların bir erkekle konuştu diye sokak ortasında kurşunlanmasının sebebi budur.
Dikkatli olanların gözünden kaçmamıştır: Bizzat seksin kendisi psikoloji kitaplarında tecavüz için anlatılanlarla örtüşür. Ortada mutluluk, haz, keyif, zevk, paylaşmak gibi kavramların esamesi bile okunmaz.
Şimdi asıl konu: Seksten bunu anlayan bir adamı nasıl baştan çıkarırsınız? Aklıma bir iki fikir gelse de işin ucunda sizi ateşe atmak var; ölebilirsiniz. Gelin, bu sevdadan vazgeçin. Kocanız size ilgi duymuyor mu? Boşanın ve izinizi kaybettirin (kaybolmak önemli, sakın atlamayın).
İllere Göre Escort Kız Talebi
Hayır, Ford Escord arabadan bahsetmiyoruz ve söz konusu olan ne bir uçak, ne roket, ne de Süpermen. İşsizlik, ekonomik küçülme, açlık düzeyi gibi hep iç karartıcı istatistiklerin yayınlandığı şu günlerde, en fazla escort kız talebinin hangi vilayetlerimizden geldiğini öğrenmek istedim. Niyetim tabii ki escort servisi kurmak değil, ama kurmayı düşünen girişimci vatandaşlarımızın bulguları bedava piyasa araştırması olarak değerlendirmesinde bir sakınca yok elbette.
İnternette gezinen yurttaşlarımızın arama motorlarındaki sorgularından derlediğim sonuçları vermeden önce bir karşılaştırma yapmakta yarar var.
İnternette gezinen yurttaşlarımızın arama motorlarındaki sorgularından derlediğim sonuçları vermeden önce bir karşılaştırma yapmakta yarar var.
Gönderen
Archiver
19 Şubat 2010
03:33
Türkiye'nin Gerçekleri
Türkiye'de demokrasinin neden yerleşemediği hakkında politikacılar, siyaset bilimciler, hatta gazeteciler (Arapça bilmeden Ortadoğu uzmanı olanlar bile) toplamı ciltler tutan makaleler, tezler ve yazılar yazdı. Hepsine saygım sonsuz, ve ne yazık ki çoğuna katılamıyorum. Biraz Popper'ci olacak ama iddiam şu:
Demokrasi açık toplumların işidir.
Açalım: Doğu toplumlarının insanları sıcakkanlı, konuksever ve yardımseverdir. Ailevi değerlere bağlıdırlar, kadına değer verir (anne olmakla cennete gidebilirsiniz) ve çocuklarını severler. Ya da öyle görünürler!
Demokrasinin kök saldığı ülkelere baktığımızda, karşılaştığımız manzara biraz farklıdır. Fahişeler, ahlaki çöküntü, şiddet, bir kurum olarak ailenin erimesi, eşcinseller, vb sanki bize köktendinci edebiyatın ne kadar haklı olduğunu kanıtlar gibidir: Batı'nın teknolojisini alalım, felsefesini değil.
Oysa Batı'da gözlemlediğimiz ve kısmen de olsa ona antipati duymamıza neden olan şey açık toplumun görüntüsüdür. Baskı ve tacize uğramadan olduğu gibi görünebilme, ya da göründüğü gibi olabilme (Memlekette Mevlana'nın Mesnevi'sini okumuş insan sayısı kaçtır dersiniz), ve bunu yaparken de seçimleri yüzünden eleştirilmeyi göze alma. Siyasi mücadele bunun içindir. Saf erdem olan açıklık büyük cesaret ister.
Doğu ise kapalıdır, pisliğini halının altına süpürür; kol kırılır, yen içinde kalır. New York 7. Cadde'de bir tur atın, kimin fahişe olduğunu şıp diye anlarsınız. Konya sokaklarında bir ömür harcayın, yine de işin içinden çıkamazsınız.
Oysa insanın temel dürtülerini yaşadığı coğrafya belirlemez. Su içmek, yemek yemek ve seks: Doğanın bize armağanları. Gezegeni bile terketsek bizimle beraber gelecek davetsiz konuklar.
Batı toplumları düşündüklerini konuşurlar, Doğu'dakilerse idealarını (Platon'un dediği anlamda). Bu oryantal ikiyüzlülük siyasete de yansır. Yasamadan yargıya, yürütmeden insan ilişkilerine, bulaştığı heryeri kirletir, soldurur, zehirler. O yüzden tartışma programlarında veya TV'deki açık oturumlarda gerek katılımcılar, gerekse seyirciler başladıkları noktada bitirirler münazarayı. Düşünceler değil, idealar çarpışmıştır, ve idea ideal olandır, değişmez ki!
Maalesef doğanın hediyeleri Doğu'ya ihanet edet, yüce ideallerine turp sıkar. Ortalığı çift kişilikli yaratıklar doldurur. Bilinçaltı baskılanan herşeyi kucaklar, besler ve büyütür. Ağız ideaya uymayanı reddeder, beyinse gizliden gizliye arzular.
Türk erkeklerinin çoğu karısıyla yatmaktan zevk almaz. Nasıl alsın ki? O, çocuklarının anası, namahremidir, kutsaldır ve seks "idea olarak" düşkünlüktür; kötü kadınlarla yapılır.Türk kadınlarının "kocamı nasıl baştan çıkarabilirim" sorusuna cevap aramasının sebebi budur.
Eski günlerde, böylesine bir iddiayı kanıtlamak imkansızdı; zira kimse doğruyu söylemeyecekti. İnternet bunu da mümkün kıldı ve yaygınlaşmasıyla (penetrasyon) gerçek yüzümüzü görmek, onunla tanışmak kolaylaşacak. Bulgularımı sizlerle burada paylaşacağım ve eleştirilmeyi severim.
Demokrasi açık toplumların işidir.
Açalım: Doğu toplumlarının insanları sıcakkanlı, konuksever ve yardımseverdir. Ailevi değerlere bağlıdırlar, kadına değer verir (anne olmakla cennete gidebilirsiniz) ve çocuklarını severler. Ya da öyle görünürler!
Demokrasinin kök saldığı ülkelere baktığımızda, karşılaştığımız manzara biraz farklıdır. Fahişeler, ahlaki çöküntü, şiddet, bir kurum olarak ailenin erimesi, eşcinseller, vb sanki bize köktendinci edebiyatın ne kadar haklı olduğunu kanıtlar gibidir: Batı'nın teknolojisini alalım, felsefesini değil.
Oysa Batı'da gözlemlediğimiz ve kısmen de olsa ona antipati duymamıza neden olan şey açık toplumun görüntüsüdür. Baskı ve tacize uğramadan olduğu gibi görünebilme, ya da göründüğü gibi olabilme (Memlekette Mevlana'nın Mesnevi'sini okumuş insan sayısı kaçtır dersiniz), ve bunu yaparken de seçimleri yüzünden eleştirilmeyi göze alma. Siyasi mücadele bunun içindir. Saf erdem olan açıklık büyük cesaret ister.
Doğu ise kapalıdır, pisliğini halının altına süpürür; kol kırılır, yen içinde kalır. New York 7. Cadde'de bir tur atın, kimin fahişe olduğunu şıp diye anlarsınız. Konya sokaklarında bir ömür harcayın, yine de işin içinden çıkamazsınız.
Oysa insanın temel dürtülerini yaşadığı coğrafya belirlemez. Su içmek, yemek yemek ve seks: Doğanın bize armağanları. Gezegeni bile terketsek bizimle beraber gelecek davetsiz konuklar.
Batı toplumları düşündüklerini konuşurlar, Doğu'dakilerse idealarını (Platon'un dediği anlamda). Bu oryantal ikiyüzlülük siyasete de yansır. Yasamadan yargıya, yürütmeden insan ilişkilerine, bulaştığı heryeri kirletir, soldurur, zehirler. O yüzden tartışma programlarında veya TV'deki açık oturumlarda gerek katılımcılar, gerekse seyirciler başladıkları noktada bitirirler münazarayı. Düşünceler değil, idealar çarpışmıştır, ve idea ideal olandır, değişmez ki!
Maalesef doğanın hediyeleri Doğu'ya ihanet edet, yüce ideallerine turp sıkar. Ortalığı çift kişilikli yaratıklar doldurur. Bilinçaltı baskılanan herşeyi kucaklar, besler ve büyütür. Ağız ideaya uymayanı reddeder, beyinse gizliden gizliye arzular.
Türk erkeklerinin çoğu karısıyla yatmaktan zevk almaz. Nasıl alsın ki? O, çocuklarının anası, namahremidir, kutsaldır ve seks "idea olarak" düşkünlüktür; kötü kadınlarla yapılır.Türk kadınlarının "kocamı nasıl baştan çıkarabilirim" sorusuna cevap aramasının sebebi budur.
Eski günlerde, böylesine bir iddiayı kanıtlamak imkansızdı; zira kimse doğruyu söylemeyecekti. İnternet bunu da mümkün kıldı ve yaygınlaşmasıyla (penetrasyon) gerçek yüzümüzü görmek, onunla tanışmak kolaylaşacak. Bulgularımı sizlerle burada paylaşacağım ve eleştirilmeyi severim.
Kadınlar Google'dan Erkekler Google'dan
Arama motorlarını kurcalamak başlı başına zevkli ve hayli ilginç bir uğraş. Arama sorgularının nasıl trend tesbitinde kullanılabileceğini görmüştük. Bu sefer, insanların yatak odalarına girmeye karar verdim. Acaba ülkemizde internet kullanan evli çiftlerin ilgi alanları neydi, en çok neyi merak ediyorlardı, cinsel hayatları nasıldı?
Bunu anlamak için Google'ın geçmiş arama sorgularından derlediği "sorgu tamamlama" (yazdığınız sözcüğe eklemeniz için önerilerde bulunuyor) yönteminde karar kıldım. Venüs'lü kadınlar için "kocamı" yazdım ve bekledim; Mars'lı erkekler için "karımı" yazıp yine Google'ın bir şeyler teklif etmesini umdum. Etti de. Kadınlarınki nisbeten beklentilerime uygun çıktı fakat erkeklerin durumu biraz tuhaf. Sizinle paylaşıyorum:
Memleket hatunlarının istikbali pek parlak görünmüyor.
Bunu anlamak için Google'ın geçmiş arama sorgularından derlediği "sorgu tamamlama" (yazdığınız sözcüğe eklemeniz için önerilerde bulunuyor) yönteminde karar kıldım. Venüs'lü kadınlar için "kocamı" yazdım ve bekledim; Mars'lı erkekler için "karımı" yazıp yine Google'ın bir şeyler teklif etmesini umdum. Etti de. Kadınlarınki nisbeten beklentilerime uygun çıktı fakat erkeklerin durumu biraz tuhaf. Sizinle paylaşıyorum:
Memleket hatunlarının istikbali pek parlak görünmüyor.
Gönderen
Archiver
08 Şubat 2010
23:50
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)




