Retna ve El Mac: Hızlı-çekim Grafiti

0 yorum
retna ve el mac duvar resmi
Leonardo daVinci'nin Mona Lisa'sı o benzersiz gülümseyişiyle çok kişiyi cezbetmiştir. İnsan yüzünün zamanın o acımasız akışı içinde bir anlık karesini yakalayıp bir tuvalde hapsetmek...

Retna ve El Mac ise günümüzün (bence) Leonardo'ları. Gerçi duvar resimleri yapan sokak sanatçıları onlar, ve kendilerini küçük bir tuvalle de sınırlıyor değiller.

Videoda, yandaki resmin yapılışı hızlı-çekim kaydedilmiş. Resim mi (buna grafiti demek haksızlık) yoksa film mi daha güzel kararsız kaldım.

Cehenneme Gidiş Biletinizi Aldınız mı?

0 yorum
Günlerden bir gün bir TV programında, kerameti kendinden menkul hocalardan biri, insanın dişisinin sesinin tahrik ettiğini ve bu yüzden de caiz olmadığını buyurmuştu. Haklıydı zahir; gerçi nasıl tahrik olacağınız size bağlıydı ama olsun.

Voca People grubunun performansı, prezervatif şeklindeki kostümleri, olağanüstü uyum yetenekleri, seçtikleri eser(ler) ve koreografisiyle beni gerçekten tahrik etti; her açıdan! Müziği bir de o hoca ve benzerlerinin dinlememizi istediği uyuşturan, uyutan, yalnızca erkek sesleriyle dolu o hımbıl şeyle karşılaştırın. Cehenneme gitmek isteyeceksiniz, garanti ederim. Biletinizi şimdiden alın!

E-insan Cennetten Kovuldu

0 yorum
shibuya kavsagi, japonya, tokyo

Siberuzay bir hayal miydi? Gibson'un isim babalığını yaptığı bu kavram dar bir çevrede yaşayan azınlık (maalesef) için farklı bir anlama geliyor. Peki neydi o? Dick'ten, Asimov, Herbert, Sterling, Burroughs, Ballard ve diğer siberpankçılardan esinlenmiş, internetin yükünü çekmiş, bugün bize sıradan gelen bir çok uygulamanın tasarımında ve yaygınlaşmasında önemli roller üstlenmiş o azınlık için siberuzay ne demekti?

Herşeyden önce alter egonuzun, bastırılmış benliğinizin, gerçek sizin ortaya çıkacağı, sınırların ve kısıtların olmadığı bir elektron bulamacında yüzdüğü, olamadığınızı olduğunuz ve kendinizi aştığınız bir yerdi. Sorumluluk yoktu, bu yüzden baskı da yoktu. Sizi aşağılık duygusuna mahkum eden (haklı ya da haksız, yerli ya da yersiz), yetersiz hissettiren düşüncelerin içinde barınamadığı, oksijensiz kaldığı devasa bir okyanustu, adeta bir e-über-idea.

Üniversitelerin koridorlarında doğmuş olan bu entellektüel deney cini birgün lambasından kaçtı ve yaşları küçük ama idealleri büyük yeni yetmelere ulaştı: Çevirmeli modemlerle birlikte BBS'lerin çağı başlamıştı. Zekaları nedeniyle toplumdan soyutlanan bu veletler düşünülmeyeni düşündüler, yapılmayanı yaptılar ve Mentor'un dediği gibi bazılarını bayağı korkuttular.

Derken iş dünyası interneti keşfetti: Fırsat = para. Dağıtım masraflarının olmadığı, pazarlamanın çok ucuza malolduğu bir yer gibi geldi onlara, en azından başlangıçta. Ama bilginin itibar ve güç, paylaşmanın norm olduğu bu ucubik yer onlara pahalıya patladı. Derslerini, kelimenin iki anlamıyla da aldılar: Bu garip yeri gerçek dünyaya benzetemedikleri sürece onlara ekmek yoktu; kaos, ticaret için kötüydü. Discordia öldürülmeliydi. Yasalar, kurallar, polis, zabıta, kısacası düzen olmalıydı. Bilgi gizlenmeliydi ki para getirsindi. Neyse ki müttefikleri yeterince güçlüydü: politikacılar ve din adamları. Yasalar ve yasaklar peşpeşe geldi. Anonimlik lanetlendi. Siberuzay boğulmuş, sanal tüketim dünyası doğmuştu. Hayaller, duygular, mektuplar, fotoğraflar, reklamların gıdasıydı artık.

Bütün olumsuzluklara karşın, yine de birileri bunları öngürmüştü. Varolan kural takımadalarının ücra köşelerinde sessiz gerilla hücreleri oluşturdular. Mevcut protokollerle erişilemeyen, hatta yeni işletim sistemleri gerektiren serbest şehirler: Yeni Yeryüzü: Gizli Shibuya'lar diyarı!

Tarih tekerrür ediyor ve e-insan cennetten kovuluyor. Yeni Yeryüzü ise henüz çok ilkel; düşünsenize, video bile yok. Yine de sorun değil; en azından bizler, internetin yalnızca metin (yazı) olduğu günlerde Mandy'nin resmini nokta vuruşlu yazıcılarda basıp seyretmenin hazzını yaşamış olanlar için.

Yazıya özellikle link konulmamıştır.

Günde Bir Kafatası

0 yorum
her zevke gore kafatasi

Kafatası insan dahil çoğu hayvanın kafasında bulunan kemiksi yapıdır, ya da sözlüklerde buna benzer tanımlar bulursunuz. Kafatası hakkında mitolojilerde çok hikaye var. Sembolizmde ölümün ve ölümlüğünün işaretidir. Pek okumaya meraklı olmasak da hepimiz Hamlet ile Horatio arasındaki konuşmayı biliriz (Shakespeare). Kafatası için bir arama yaparsanız, kendinizi oyalayacak epey yazı bulursunuz.

Ama bazıları için o, formun ta kendisi, sanatçının esin kaynağı. Günde Bir Kafatası da bu kategoriye giriyor. Küpeden kolyeye, maskeden portreye, herşey kafatasından. Şekerden, çamurdan, makarnadan, kilden, kartondan, kakaodan, duvarkağıdından. Kimi ürkünç, kimi gülünç, kimi seksi, kimi sevimli. Bakalım size uyanı hangisi?

Deliliğin Resmini Yapabilir misin?

0 yorum
mahallenin delileri

Delilik dünyamızın bir gerçeği. "Mahallenin delisi" bütün toplulukların ortak figürü. Kimin divane, kimin akıllı olduğu tartışma götürse de, insanoğlu onları önce ortadan kaldırmaya çalışmış, sonra dışlamış, olmamış umursamamış. Ruhsal bozuklukların birer hastalık olduğunun kabulü ve tedavi cihetine gidilmesi tarihin son dönemine rastlıyor.

Marinna, delilik ve delilerle ilgili bulabildiği resim ve fotoğrafları bir araya getirmiş. Onun ikinci bir Foucault olduğunu iddia edecek değilim elbette, ama sonuç en az "Deliliğin Tarihi" kadar çarpıcı olmuş.